''Vefatının 96. Yılında Sultan II. Abdülhamid''

Dünyada 100 gram akıl varsa, bunun 90 gramı Abdülhamîd Han'da, 5 gramı bende, kalan 5 gramı da diğer dünyâ siyâsîlerindedir.’’ diyordu, Alman devlet adamı Otto Von Bismarck.

''Vefatının 96. Yılında Sultan II. Abdülhamid''

 Sultan II. Abdülhamid, I. Abdülmecid’in Çerkez asıllı Tîr-i Müjgan Kadınefendi’den Çırağan Sarayında Eylül 1842 yılında dünyaya gelen oğludur. 10 yaşında annesini kaybeden Abdülhamid, manevi annesi Başikbal Perestû Hanımefendi’nin terbiyesi altında büyümüştür. 28 yıl II. Abdülhamid’in vâlide sultânlığını ifa etmiştir. Milletin Sultân Hamid dediği II. Sultân Abdülhamid, şehzâdeliğinin ilk günlerinde musiki dersleri almış; 1850’den itibaren devrinin âlimlerinden hat, Arapça, Farsça, Osmanlı Edebiyâtı ve diğer İslâmi İlimleri ders almıştır.

Sultan Abdülhamid Han, bütün hayatını tam bir İslâm âlimi ve siyâset ve devlet adamı olmaya vermiştir. Amcası Abdülaziz zamanında ziyâretlerde ve seyahatlerde bulunan Abdülhamid, Fransız İmparatoriçesi, Avusturya Kralı, Prusya Veliahdı, Galler Prensi, Fransa Prensi, Şeyh Şâmil ve Emir Abdülkadir gibi, batılı ve doğulu devlet adamlarıyla tanışmış ve onlardan istifade etmesini bilmiştir. Babasının tabiriyle kuşkulu ve sükûtî oğul olan Abdülhamid, kurulduğu yıl Yeni Osmanlılar Cemiyetine girmiş ve ancak gayelerinin bozuk olduğunu anlayınca ayrılmıştır. Hayat tarzı itibariyle Sultân Abdülaziz’e benzeyen, şarklı, tam bir Müslüman, tam bir Osmanlı ve tam bir Müslüman Türk olan Abdülhamid Han, takvâ ve dindarlığı sebebiyle halk arasında veliyyullah olarak bilinmiştir. Dedesi II. Mahmûd’a ve Reşid Paşa’ya hayran olduğu ifade edilen II. Abdülhamid, babası I. Abdülmecid ile ağabeyi Murad’ın alafranga hayatının devlete ve millete zarar verdiğine inanıyordu.[1]

Tahta Geçisi

İngilizlerin kuklası olan Mithat Paşa, Hüseyin Avni Paşa ve benzeri hırslı kişiler, kendi gayr-i meşru emellerine ters gördükleri Abdülaziz’i, İngilizlerin tahrikiyle şehid etmişlerdi [2]. Sonrasında kendi politikalarına yatkın olduğunu düşündükleri sinirsel (akli) hastalığı olan Sultan V. Murad’ı tahta geçirmişlerdi [3]. Son derece önem arz eden Kılıç Alayına dahi çıkamayan V. Murad’ın, Dr. Kapolyon’un tatbik ettiği tedavi usulüyle iyileşmediğini gören ihtilalci kadro, Viyana’ dan Leinsdorff isminde, zamanın en ünlü beyin cerrahlarından birini getirselerde, onun tedavisinden de pek bir fayda hasıl olmamıştır [4]. Aksayan devlet işleri ve sağlığının daha kötüye gitmesi sonucu, Şeyhüislam Hasan Hayrullah Efendi’nin Fetva’sı ile V. Murad hal edilmişti [5]. Bu hal meselesinin müessirlerinden olan Sadrazam Rüşdü Paşa ve Mithat Paşa, aslında Veliahd Abdülhamid Efendi’ye taraftar değildi.[6]

31.Ağustos.1876 yılında V. Murad’ın yerine Tahta geçmiştir. Tarihçilere göre ilk 1.5 yıl Mithat Paşa ve ekibinin idareyi elinde tuttuğu (13.2.1878) çöküş yıllarından Sultan Abdülhamid sorumlu değildi. [7] Yavaş yavaş tecrübe kazanan ve tüm idare gücünü ele almaya başlayan II. Abdülhamid’in iç ve dış güçlerin mücadelesi ile geçecek 33 yılın nasıl zorlu geçtiğini, N. Nazif Tepedelenlioğlu’nun ‘Abdülhamid devrinin her 24 saati bin muamma ile doludur’ sözünden anlamak mümkündür.

Dünyanın son hükümdarı, son evrensel imparatoru II. Abdülhamid Han'dır. ‘’ İlber Ortaylı

Siyasi Dehası

Sultan II. Abdülhamid Han’ın siyasi dehası, yerli-yabancı herkesçe kabul edilen, asla inkar edilemeyen bir gerçektir. Buna dair Nizameddin Nazif şöyle bir vak’a anlatmaktadır:

Abdurrahman Şeref Bey’in muasırı olan diplomatlardan Fransa’nın Türkiye Büyük Elçisi Cambon’ nun hatıralarında şöyle bir sahne vardır:
- Bir gün Cambon , Yıldız Sarayı’na gelir. O sırada İngiltere Büyük Elçisi Henry Elliot Saray’dan çıkmış, arabasına binmektedir. Cambon selam verir. Pek samimi bir şahsi arkadaşı olduğu halde İngiliz görmemezliğe gelir. Çok düşüncelidir. Bunun üzerine Cambon haykırır:

?‘’-Ne bu dalgınlık yahu? ‘’
Kendini toparlayan İngiliz cevap verir:
‘’-Padişah pek hasta. ‘’
‘’- Eh, sana ne? ‘’
İngiliz, Fransız’ı şöyle bir yukarıdan aşağıya süzer:
‘’-Ne diyorsun Cambon… Allah göstermesin, Abdülhamid’e bir hâl olursa, Dünya Harbi gecikir mi sanırsın
’’ [8]

Sultan Abdülhamid Han, herkesten ve bilhassa Bâb-ı Ali’den ve devlet adamlarından şüphe etmiştir. Fakat selefleri III. Selim Han, amcası cennetmekan Sultan Abdülaziz Han’ın hal’i, sonradan katli ve kardeşi V. Sultan Murat Han’ın hali göz önünde iken, Bâb-ı Ali’ye ve devlet adamlarına itimad beslemek tam bir safdillik olurdu. Halbuki Sultan Abdülhamid, saf değil bilakis çok zeki, çok akıllı ve tedbirli büyük bir zattır. [9]

1877-1878 (93 harbi ) savaşından yenilerek çıkan Osmanlı ordusunu, o zamanın en mükemmel silâhları ile, meselâ mavzer tüfekleriyle silâhlandırdı. Denizci devletlerin ve Rusların denizden yapmaları mümkün taarruzlara karşı, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını tahkim etti ve I. Dünya Savaşı’nda İngilizlerle Fransızların 18 Mart 1915 saldırıları bu istihkâmlarla durduruldu.

Mükemmel kurmaylar yetiştirdi. 1914-1918 savaşı ile İstiklâl Savaşı’nı bunlar idare ettiler. Görülmemiş bir haber alma şebekesi kurdu. Yabancı elçilerden bile casusları vardı. Avrupa’da kuş uçsa haberi oluyor, aleyhimizdeki kararları önceden öğrenerek tedbirini alıyordu. Hilâfeti, Osmanlı Hanedanı’ndan almak için Mısır’da kurulan gizli bir derneğin üyelerinden biri Sultan Hamid’in adamlarından biri idi. Balkanlıların mezhep ve milliyet ayrılıklarını körükleyerek birleşmelerine engel olduğu gibi; İngiliz, Alman ve Rusları da birbirine düşürerek aleyhimizde birleşmelerini engelledi.Bunları yaparken de vezirlerinden, paşalarından kimseye güvenmemekte ne kadar haklı olduğunu zaman göstermiş ve koca vezirler, hiç sıkılmadan, yabancı elçiliklere, konsolosluklara sığınmışlardı.Memleketi doğrudan tehdit eden Moskof Emperyalizm’i ile batıdan tehdit eden Avrupa Emperyalizm’i ve onun temsilcisi İngiltere’ye karşı devleti savunan Sultan Hamid, ayrıca azınlıklar ve gafil hürriyetçiler ile de uğraşmaya mecbur olmuş, güneyden gelen Siyonizm’e de göğüs germiştir. [10]

Kısaca cesaretine değinmek gerekirse, 1905 yılı 25 Temmuz’unda üçü asker olmak üzere 26 kişinin şehid olduğu ve 58 kişininde yaralandığı [11], bu müthiş suikast esnasında hiçbir telaşa kapılmadan gür sedasıyla:
‘’-Korkmayınız, korkmayınız diye bağıran, sonra herkes yerinde dursun’’ diyerek gayet vakur bir sürette arabasına binen Padişah’ın, bu arada sağa-sola kaçışanlar, kılıcını düşüren yaverler gözünden kaçmamış ve bunlarla ilgili olarak da sağa-sola talimatlar yağdırarak arabasına binmiş, dizginleri eline alarak ecnebi sefirlerin:
‘’-Viva Sultan!...’’ âvâzeleri ve alkışları arasından sarayına avdet etmiştir.[12]

Çanakkale Savaşı sırasına her ihtimale karşı saltanatı Eskişehir'e taşımaya hazırlanan ve Abdülhamid'i İstanbul'da bırakmayıp yanında götürmek isteyen Sultan V. Mehmet Reşad'a, Başmabeyinci Tevfik Paşa aracılığıyla gönderdiği cevap ise, şanına yakışır şekildedir:
‘’- Ben Bizans İmparatoru Konstantin'den daha az haysiyetli değilim. Biraderim hazretlerine (Sultan V. Mehmet Reşad) bağlılığımı arzediniz. İstanbul'dan çıkmam! Kendisinin de çıkmamasını atalarımızın şerefi adına istirham ederim!..’’[13] 

Devlet adamlığı, kişiliği, maneviyatı ve dehasıyla Osmanlı devletinin son dönemine damgasını vuran Sultân Abdülhamid Hân 10 Şubat 1918 tarihinde vefat etti.

Dış ve iç baskılara rağmen 33 yıl Osmanlı Devleti’ni yöneterek Osmanlı padişahları arasında en uzun süre tahtta kalan sultanlardan olan 2. Abdülhamid Han aynı zamanda hakkında en çok eser bulunan devlet adamlarından biri olmuştur. Necip Fazıl Kısakürek’in “Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır” sözleriyle tanımladığı Sultan 2. Abdülhamid iç ve dış politikasının yanı sıra eğitim, ulaşım, sağlık, iletişim, ordunun modernleşmesi, sosyal yardımlaşma alanında gerçekleştirdiği projelerle de birçok ilkin yaşandığı bir döneme imzasını atmıştır.

Sanâyi-i Nefîse Mektebi, Hendese-i Mülkiye, Dârü’l-Muallimîn ve Muallimât, Dârülfünun, Dilsiz ve Sağırlar Mektebi, Beyazıt Umumi Kütüphanesi, Yıldız Arşivi ve Kütüphanesi, İstanbul Belediye Kanunu, Kudüs-Yafa, Ankara-İstanbul ve Hicaz demiryollarının yapımı, Ziraat Bankası, Ticaret, Sanayi ve Ziraat odalarının açılması, Kadıköy Havagazı Fabrikası ve Beyrut Limanı Rıhtımı, Hicaz ve Basra’ya kadar telgraf hatlarının çekilmesi onun döneminde gerçekleştirilmiş hizmetlerden bazılarıdır.[14]


Kaynakça:

[1] Ahmet Akgündüz - Said Öztürk, Bilinmeyen Osmanlı sayfa; 265
[2] Mahmud Celaleddin Paşa, Mir’at-ı Hakikat cilt I, sayfa 116-121
[3] İ. Hakkı Uzunçarşılı ,Mithat Paşa ve Yıldız Sarayı Mahkemesi, sayfa 118
[4] Mahmud Celaleddin Paşa, a.g.e, sayfa 167-168
[5] Osman Nuri, Abdülhamid’i Sani ve Devri Saltanatı, sayfa 99
[6] Ahmet Saib, S. Abdülhamid’in Evail-i Saltanatı,sayfa 8
[7] Ahmet Akgündüz – Said Öztürk, a.g.e sayfa 266
[8] Kadir Mısıroğlu,Bir Mazlum Padişah Sultan II. Abdülhamid,Sebil-8. Baskı,sayfa 99-100
-ayrıca bkz: N. Nazif Tepedenlenlioğlu,İlan-ı Hürriyet ve Sultan II. Abdülhamid ,sayfa 68-69
[9] :Münevver Ayaşlı, Teşrinisani ve Ötesi, Timaş Yayınları. 2002, sayfa 128
[10] :H. Nihal Atsız, Ocak Dergisi, 11. Sayı, 11 Mayıs 1956
[11] :Tahsin Paşa, Abdülhamid ve Yıldız Hatıraları, İstanbul 1931,sayfa 203
[12] :Kadir Mısıroğlu, a.g.e - Sebil, sayfa 96
[13] :Turgut Özakman, Diriliş-Çanakkale 1915- Ankara 2007 ,sayfa 126
[14] :T.C. Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü / facebook sayfası. erişim tarihi:10.02.2014 saat:12:50


Yazı: Kaddafi Kaya


Güncelleme Tarihi: 10 Şubat 2014, 13:36
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner521

Yandex.Metrica