Sultan Abdülmecid'in Avusturya'ya Verdiği 'Tarihi Cevabı' Yine Gündemde

Sultan Abdülmecid: ''Tacımı veririm, tahtımı veririm ama devletime sığınanları asla vermem”

TARİH 21.04.2015, 15:21 21.04.2015, 16:51 Kaddafi Kaya
Sultan Abdülmecid'in Avusturya'ya Verdiği 'Tarihi Cevabı' Yine Gündemde
 Osmanlı Devleti kuruluşundan yıkılışına kadar birçok mültecinin sığındığı ilk kapı olmuştu. Mültecilerin içinde ahaliden insanlar olduğu gibi subaylar, devlet adamları ve krallar da vardı. Timur’un önünden kaçan Celayirli Ahmed ve Karakyunlu Kara Yusuf’un Osmanlı Devletine sığınması ve Yıldırım Beyazıd’ın savaşı göze alarak bunları koruması ilk örneklerdendir. 1700’lü yıllarda Macar Kralı Thököly Imre’nin Avusturya’ya karşı yaptığı bağımsızlık mücadelesini kaybetmesinin ardından eşiyle birlikte Osmanlı devletine sığınması ve 6 yıl boyunca tüm ihtiyaçlarının devlet tarafından karşılanarak misafir edilmesi bir diğer örnektir.
Osmanlı devletine sığınanlardan bir diğer önemli isim ise Rusya’ya karşı yaptığı savaşı kaybeden İsveç Kralı Demirbaş Şarl’dı. 1709 yılında Osmanlıya sığınan Demirbaş Şarl 5 yıl kadar Osmanlı devletinde bir Kral olarak ağırlanmış ve her türlü ihtiyacı masrafları devlet hazinesinden karşılanmıştı.

                     Sultan Abdülmecid                                                    Macar Kralı Thököly Imre 
        

Macar mültecileri Osmanlı topraklarında

Osmanlı devleti güçlü olduğu bu dönemlerin haricinde güç kaybına uğramış olduğu 1800’lü yıllarda da mültecilerin sığınak yeriydi. Macarlar 1848 yılında Avusturya’dan ayrılarak bağımsız bir Macar Cumhuriyeti ilan etmişler ve Louis Kossuth’u Cumhurbaşkanı seçmişlerdi. Avusturya’ya karşı bağımsızlık savaşı başlatan Macarlar oldukça başarılı da olmuşlardı. Ancak Avusturya Macar isyanının bastırmak için Rusya ile bir anlaşma yaptı. 200 bin kişilik bir Rus ordusu Macaristan üzerine gidince Macarlar dayanamadılar. Başta Cumhurbaşkanı Louis Kossuth olmak üzere birçok Macar Subayı ve binlerce Macar, Leh Osmanlı devletine sığındı. Osmanlı devleti kendisine sığınan mültecileri Tuna’nın doğusundaki Vidin şehrine yerleştirdi. Vidin’deki konaklara yerleştirilen Kossuth ve beraberindekiler misafir olarak ağırlandılar ve tüm masrafları devlet tarafından karşılandı.

Ancak mülteciler konusu kısa bir süre içinde uluslar arası bir soruna dönüştü. Avusturya, Macarların, hükümdarlarına baş kaldırmış asiler olduğunu ileri sürerek Belgrad antlaşmasının 18.maddesi gereğince iadelerini istedi. Rusya da kendi tebaası olan Leh mültecilerinin geri verilmeleri yolunda talepte bulundu.

Sultan Abdülmecid'ten Tarihi Cevap

Osmanlı devleti mültecilerin iade taleplerini kabul etmeyince Avusturya ve Rusya ültimatom tarzında notalar verdiler. Mültecilerin geri verilmemesi durumunda diplomatik ilişkileri kesme tehdidinde bulundular. Sultan Abdülmecit’in tavrı ise bu konuda netti: “Tacımı veririm, tahtımı veririm ama devletime sığınanları asla vermem” . Sultan Abdülmecit bir taraftan kendisine sığınanları iade etmemeye kararlıydı diğer taraftan ise sorunun barış yoluyla çözülmesi yönünde siyaset izleyecekti. Avusturya ve Rusya’dan sert ifadelerle gelen iade taleplere karşı bir çözüm bulmak amacıyla Macar ve Leh mültecilerine Müslüman olmaları teklif edildi. Böylece mültecilerin iadesi hakkındaki antlaşma maddesinin dışında yeni bir durum ortaya çıkmış olacaktı. Mültecilerin önemli bir kısmı İslam’ı kabul etti. Ayrıca Osmanlı devleti İslam’ı kabul eden Macar subaylarını askerlerini kendi ordusunda görevlendirdi. Bu durum Avusturya ve Rusya’nın sert tepkisine sebep oldu ve elçilerini İstanbul’dan çektiler. Böylece Macar mültecileri sorunu içinde savaş ihtimalinin de bulunduğu uluslar arası bir krize dönüştü.

Bu gelişmelerin üzerine 11 Eylül 1849’da padişahın başkanlığında krize çözüm bulmak amacıyla Meclisi Mahsusa toplandı. Toplantıda mültecilerin iade edilmeyeceği yönünde bir karar alındı. Ancak bununla beraber Bükreş’te görevli Fuat Efendinin Çar ile,Viyana elçisi Kostaki Mussurus Beyin ise Avusturya Kralı ile görüşmesi ve bir anlaşma zeminin sağlanması kararı alındı.

Avrupa kamuoyu Osmanlı lehinde

Osmanlı devleti konuyu diplomasi yoluyla çözme adımları atarken aynı zamanda uluslar arası kamuoyunu kendi tarafına çekmek için çalışmalarda bulundu. Osmanlı devleti Avrupa’da yayımladığı bir rapor ile, merhamet ve insanlıktan doğan duygularla, mültecileri savunma konusunda fedakârlık yaptığını ifade etti. Raporun yayımlanması, Avrupa kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. İngiltere ve Fransa'da Osmanlı lehinde gösteriler yapıldı. Hatta Londra'da Osmanlı elçisi Mozorus Paşaya sokakta rastlayan İngiliz gençleri, atları sökerek elçiliğe kadar arabasını kendileri çektiler.

İngiltere ve Fransa’nın desteğinin alınmaya başlandığı ve Avrupa’da Osmanlı lehinde gösterilerin yapıldığı günlerde Fuad Efendi Çar’la buluştu. Fuat Efendi, Çar’ın Macaristan zaferini kutladı. Ancak mültecilerin iadesinin doğu kültürüne göre mümkün olmadığını, iadede sultanın şerefinin söz konusu olduğu ifade etti. Bununla beraber çözümü de yine kendisi sundu. Mülteciler iade edilmeyecekti ancak Çar’ın istemesi halinde mülteciler sıkı denetim altında tutulacak, Rusya ve Avusturya’ya karşı her hangi bir faaliyet içersinde bulunmayacaklardı. Böylece orta yol bulunmuş olacaktı. İngiltere’nin 20 bin kadar asker bulunan bir donanmasını Osmanlı devleti hizmetine vermeye hazır olduğu yönündeki açıklaması ve Fransa’nın da yardıma hazır olduğunu belirtmesi üzerine Çar bu teklifi kabul etmek zorunda kaldı.
Bu anlaşma ile uluslar arası bir krize dönüşmüş olan Macar mültecileri sorunu Osmanlı devletinin istediği biçimde çözülmüş oldu. Osmanlı devleti başta Avusturya ve Rusya olmak üzere tüm Avrupa’ya egemen bir devlet olduğunu göstermiş oldu.

Kaynaklar:

Bayram Nazır; Macar ve Polonyalı mülteciler Osmanlı’ya sığınanlar
Akdes Nimet Kurat, İsveç Kralı XII. Karl’ın Türkiye’de kalışı ve bu sıralarda Osmanlı İmparatorluğu


Kaynak: Dünya Bülteni / Ömer Aymalı/ Tarih Dosyası/
banner551
Yorumlar (0)