06.01.2014, 13:44

Sürgün Sultan'ın Hacizli Ölümü: Sultan Vahideddin

17 Kasım 1922 yılında Osmanlı İmparatorluğunun Son Padişah’ı VI. Mehmed  Vâhideddîn  ana vatanını terk ediyordu.
 
Sultan Vahideddin’in vatandan ayrılma hadisesinden bir müddet evvel Topkapı muhafızlığına kademe kumandanı ve kayınbiraderi Zeki Bey getirilmişti. Ömrü politika mücadelelerinde ve komitecilikte geçen bu netameli ve atılgan adam ile  kendisi gibi düşünen bazı kafadar adamları, padişah giderken hilafete aid mukaddes emanetleri birlikte götürmesini hususunda şiddetle ısrar gösteriyorlardı. Hatta İstanbul’da en yüksek rütbeli bir ecnebi zabıta kumandanı bulunan Kolomel (Albay) Maksivel bu emanetleri en emin bir vasıta ile hiçbir sızıntıya meydan vermeden memleket haricine çıkarabileceğini ve Sultan Vahideddin’in arzu ettiği bir limanda emrinde hazır bulundurabileceğini söylemiş ise de, bu işe Sultan Vahideddin asla yanaşmamış,‘’ Topkapı Sarayı’ndaki mukaddes emanetler, ecdadımın Türk Milleti’ne armağanıdır, ‘’diyerek bu teklifi reddetmiştir. [1]
 
 İstanbul’dan, 17 Kasım 1922’de Malaya zırhlısı ile ayrılan Sultan, önce  Malta’ya, oradan Mekke’ye, sonra İtalya’ya geçmişti. İtalya’da kendisini İtalyan Kralı Victor Emanuel ve dönemin İtalya Başvekili Mussolini karşılamıştı. Vatandan ayrılırken, üzerinde az derecede olan şahsi para, geçim için zor durumda bırakacaktı, Sultan’ı ve ailesini. Padişah’ın zaten çok az olan mali imkanlarını kumarda harcayan Zeki Bey, uzun müddet Padişah ve bendeganın mutfak masraflarını San Remo  bakkallarından temin etmiş, gün gelmiş onu da yapamayınca bendeganı şu suretle tehdit etmiştir;‘’ İçinizden kim bakkala, çakkala olan borçtan Zat-ı Şahaneye bahsederse, onu vururum.’’[2]
 
Zor durum ve parasızlığa rağmen İtalyan Kral’ın teklif ettiği parayı kabul etmemişti.[3] Bu hassasiyeti yüzünden kısa süre içinde parasız kalacak, Hanedan Arması’nın üstündeki kıymetli taşları söküp sattırarak, bir süre daha yaşayacak, böyle bir zaruret içinde yaşarken bile İtalya Kralı’nın teklifine benzer tüm teklifleri geri çevirecekti. Hala “Müslüman’ların Halifesi” unvanını taşıdığına inandığı için, kimseden karşılıksız bir ikram kabul etmiyordu. Bir gün, para işlerine bakan Fahri Bey, bu tavrını eleştirdi:
 
“Bu kadar ikramı reddediyorsunuz. Herhalde mutfağınızda kuru soğan dahi kalmadığını bilmiyorsunuz” dedi.
 
Bunun üzerine Sultan Vahideddin ağlamaklı oldu: “Fahri Bey” dedi, “Maiyet-i saniyemde bulunmaya mecbur değilsiniz. Bu hayat size zor geliyorsa ayrılınız. Ben Müslüman’ların halifesi sıfatıyla bir gayr-i Müslim (Müslüman olmayan) hükümdarın ihsanını kabul edemem.”[4]
 
Nihayet Sultan Vahideddin, San Remo bakkallarına yüz elli bin liret borcu olduğunu öğrenmeden acı bir sefalet için 16 Mayıs 1926’da vefat etti. Sultan’ın vefat haberini alan San Remo bakkal, manav, kasapları, alacaklarına karşılık, O’nun tabutuna  haciz koydular. Alıcılarla saatlerce yapılan görüşmeler sonuç vermiyordu
Tahir Bey,  Ertuğrul Efendi’nin hocası Mahir Bey’le Sami Bey’i, Hayrettin Ağa’yı, seccadeci  ve İbrikdar başıyı, Ağalar dairesinde toplatıp, bağırmaya devam eden, bakkal çakkal güruhuna gönderdi.
 
‘’- Bu adamları avutunuz, o müddet zarfında biz cenazeyi kaçıralım.’’  dedi.
 
Tek katlı yük arabası bahçenin, açılmaya açılmaya paslanmış kapısına getirildi. Sandığın tabut olduğu belli değildi. İçinde bir ölü yattığıda malum olmuyordu. Tahir Bey:
 
‘’-Bir cenaze nakledildiğini belli etmeyin! İçinde öteberi olan bir tahta sandığı Cenova’ya gönderiyoruz, onun için yalnız iki kişi tutup indireceğiz!.’’ dedi.
 
Sandığın başından Şehzade Faruk Efendi, ayak tarafından da Tahir bey tuttu. Araba istasyona doğru yol aldı.[5]
 
Sultan Vahdeddin, Falih Rıfkı Atay’a;''Vahdeddin elbette hain değildi. Dünyanın en namuslu adamlarından biriydi. Öldüğünde yatağının altından parasızlıktan alamadığı ilaç reçeteleri çıkmıştır’’ cümlesini söyletecek kadar sefalet ve yokluk  içinde gözlerini hayata yumdu..
 
Roma Büyükelçisi Suat Bey’in “Vahideddin’in füc’eten vefat ettiği şimdi haber alınmıştır” telgrafı Adana’ya ulaştırıldığı sırada Reisicumhur Mustafa Kemal dostlarıyla yemeğe oturmak üzere iken haberi işitince verdiği;
 
‘’-Çok namuslu bir adam öldü. İsteseydi Topkapı’nın bütün cevahirini (mücevher) götürür ve öyle bir ordu kurup geri dönerdi ki...’’[6] cevabını bu noktada hatırlamak önemli olacaktır..
 
Zigetvar Kalesi’ni fethettikten sonra hayata gözlerini yuman Kanuni Sultan Süleyman’ın  vefatı, askerin disiplinini bozacağını düşünerek, Muhteşem Süleyman’ın ölümünü başta Yeniçeri ve tüm askerden gizlemişti. Tabii bu gizlilik Edirne yakınlarında açığa çıktı. Ordu’dan tekbir yükseliyor, Yeni  Çeri’lerin bıyıklarından, Çorbacıların kır sakallarından gözyaşları süzülüyordu..
 
Bir de tek atlı yük arabasında, hacizli ve tahta sandık içinde kaçırılan torunu Sultan Vahdeddin’in ölümlerini karşılaştırıp, diyorum ki ; Acaba biz, Sultan Vahdeddin’e karşı  Ahde Vefa’nın  hangi boşluğundayız?
 
KAYNAKÇA:
 
[1] Kadir Mısıroğlu, Bir Mazlum Padişah Sultan Vahdeddin,3. Baskı ,sayfa 314
   bkz: Tarık Mümtaz Göztepe, Vahideddin Gurbet Cehenneminde ,sayfa 13
[2] Kadir Mısıroğlu, a.g.e sayfa 333
[3] Tarık Mümtaz Göztepe, a.g.e sayfa 112
[4] Yavuz Bahadıroğlu , Yeni Akit 17.05.2008
[5] Refi Cevad Ulunay, Bu Gözler Neler Gördü, 2004,sayfa 46-50
[6] Murat Bardakçı,Şahbaba, 25. Bölüm

Kaddafi Kaya
Yorumlar (3)
murat 7 yıl önce
harika ve kaliteli bir yazi, viyanada böyle katliteli yazi ve arstirmalar görmek mutlu ediyor..
ayse m. 7 yıl önce
cok üzücü bir son, allah rahmet eylesin.. yazi icin tesekkürler
derya m. 6 yıl önce
ancak bu kadar güzel anlatilabilirdi. kaleminize saglik