20.05.2020, 22:47

Koronavirüs sonrası "yeni gerçeklik, yeni bağlar"

Dünya savaşları zamanlarından beri belki de ilk kez, gezegenin dört bucağında insanlar benzer meseleler üzerinde dert ortağı olmuş durumdalar. Tüm ülkelerde insanların benzer kaygılara kapıldığı bir zamandan geçiyoruz. Herkes bir şeyleri kaybetmekten korkuyor; ölmekten, sevdiklerimizi kaybetmekten, işimizi kaybetmekten korkuyoruz.

Yaşamımız artık eskisi gibi değil, alıştığımız her şey başka türlü. Sığınacak bir evi ve ailesi olan şanslı insanlar olarak bile elimizde olmayan koşullara boyun eğiyor olmamız, gündelik yaşamımızın tamamen değişmesi bizi etkiliyor. Çocuklar okula gidemiyor, aileler eve kapanmış durumda, çalışmak zorunda olanlar her gün türlü kaygılarla yola çıkıyorlar. İşlerini evden yürütebilme şansı olan diğer bir kesim bu yeni sisteme adapte olmaya uğraşıyor.

Böyle bir durumda yapamayacaklarıma, kısıtlandığım alanlara dikkatimi verdiğimde kendimi boğulacak gibi hissetmiştim. Salgının ilk zamanlarıydı ve meselenin sadece bir süre özgürlüklerimizin kısıtlanmasından ibaret olacağına odaklanmıştım en iyi ihtimallere tutunup.

Zamanla, endişeler arttıkça, hastalıktan etkilenen insanların hikayelerini duymaya başlayınca; hatta, yakınlarımızdan hiç de sevindirici olmayan haberler almaya başladığımızda, işin rengi değişti. Kaybetme korkusu, hastalanıp bu salgının bir kurbanı haline gelme korkusu her şeyin rengini çok değiştirdi. Birçok insan gibi ben de salgın sürecinde bir süreyi çok ciddi endişe atakları ile boğuşarak geçirdim.

Şimdi her şey başlayalı neredeyse 2 ay olacak. Alıştım değil de, gündelik hayatın böyle olduğuna ikna olabilmeye başladım diyebiliriz. Korku, endişe bir yere kadar faydalıdır, kendimizi korumamızı ve hayatta kalmamızı sağlayan mekanizmalar olarak çalıştıklarında hatta, olmazsa olmaz duygulardır. Ancak bu duygular elimizi ayağımızı bağlayacak unsurlar haline geldiğinde, bize korktuğumuz şeyden daha fazla zarar verme potansiyeli kazanırlar.

Korkularımla baş etmeyi öğrenmek zorundaydım. Öğrendim de. Korkumdan kaçmayarak, onu anlamaya ve kabullenmeye çalışarak öğrendim. Sevdiklerimle sohbet ederek, onların da benzer kaygılar yaşadığını fark ederek, hiç de yalnız olmadığımı görerek rahatlayabildim. Şimdi gündelik hayatın yeni gerçekliğine alışktıkça, korkular da dengelenebilmeye başlıyor. Yapılacak tek şey, sürece adapte olmayı deneyip hayatta kalmayı sürdürmek.

Psikoloji bilimi bize kontrol edemediğimiz şeylerle ilgili korkularımızın tamamen doğal olabileceğini söyler. Bazılarımız gökgürültüsünden korkarız çünkü ardından gelecek fırtınadan zarar görebileceğimizi en ilkel içgüdülerimizle biliriz.

Biraz da nörobilimden faydalanacak olursak, korkularla baş etme sürecinde bedenimizin ve sinir sistemimizin güvende hissetmeye nasıl hayati bir ihtiyaç duyduğunu hatırlamakta fayda var. Her an hastalanabileceğimiz, sevdiklerimize zarar gelebileceği, işimizi veya imkanlarımızı kaybedebileceğimiz korkusu bizi etkilemeye devam ettiğinde, bu güvensizlik duygusu sürekli olduğunda, korkularımız daha da kontrolsüzce büyümeye devam ediyor.

Burada püf noktası, kendimizi güvende hissettirecek bağlantılara yönelmek. Sevdiklerimizle konuşmak, sohbet etmek, kendimizi anlatmak, başkalarını dinlemek her zaman, sosyal bağ kurarak güvenlik hissimizi beslememizi sağlar. İhtiyaçlar sıralamasında en temel ihtiyaçlarımız olan yeme-içme, barınma ihtiyaçlarımızı karşıladıktan sonra başka insanlarla, canlılarla bağ kurma ihtiyacımız yer alır. Her ne kadar diz dize oturup birbirimize sarılamadığımız zamanlardan geçiyor olsak da, kısa bir telefon sohbetinin, bir görüntülü görüşmenin sadece kafamızı dağıtmak için değil, sosyal bağ kurarak kendimizi güvende hissetmemizi sağlamak için de çok etkili olabileceğini hatırlamalıyız.

Yeni gündelik gerçekliğimize alışmak kolay olmayacak. Dahası, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ancak daha iyiye doğru ilerlemek için her zaman biraz daha umutlu olabiliriz, çünkü yalnız değiliz.

Yorumlar (1)
Elif 17 saat önce
Tebrik ederim cok.guzel bir yazi olmus harfi harfine katiliyorum.