09.02.2021, 21:07

"Kifayetsizliğin tescili, iftira kabiliyetinde saklıdır"

Eski Avusturya İslam Cemaati Başkanı İbrahim Olgun'un gazetemize ve şahsıma yönelik sarfettiği iftiralarını ispatlaması bir yana, bize yönelttiği iftira ve hakaret içeren yazısını, "küçücük bir yorumumdan rahatsız olanlar" diye basit bir konuma indirgeme çabasını görünce, kendimi "Amacı, hoca sıfatıyla "iftira ve hakareti" meşrulaştırmak mı?" diye düşünmekten alıkoyamadım. 

Birkaç gün önce SÖZ Partisi Genel Başkanı Hakan Gördü'nün, bir makaleme "cevap olması" umuduyla yazmaya çabaladığı bir paylaşıma yorum yazan İbrahim Olgun'nun hatalarından ders çıkaramadığını gözlemlememiş olmam ve kendisinin müselsel hakaretleri bu yazıyı zaruri kılmıştır.

Sayın Olgun, yazdığı yorumda hangi haberden bahsettiğini bile söyleme cesareti gösteremezken, ispat ve delil sunmadan beni "sahte haber" yapmakla suçlaması yetmiyormuş gibi, bu iftira üzerinden şahsıma yönelik, "satılık gazeteci olduğunu anladım" şeklinde sahip olduğu din temsilcisi kimliği ve ahlak değerleriyle son derece ters düşen bir hezeyana imza atmıştır.

- Bu ilk değil....

Zira İbrahim Olgun, benzer iftira ve hakaretlerine 11 Ekim Viyana seçimleri öncesinde de yazdığı yorumlarda da imza atmıştı. Anlaşılan o dönem, "sabır" diyerek cevap verme gereği duymadığımız sayın Olgun, bu tepkisiz kalışımızdan cesaret almış olacak ki; kendisiyle yakından uzaktan alakası olmayan bir konuda yine bize iftira atma ve hakaret etme gafletine düşmüştür.

Taşıdığınız kimliğinizin size yüklemiş olduğu sorumluluk değerleri bir kenara bırakıp, bir siyasi partinin sözcülüğüne soyunmuş olabilirsiniz. Bu bizi ilgilendirmez. Herhangi bir konuda, saygı çerçevesinde beni, yazılarımı eleştirebilirsiniz; bunu da sonuna kadar savunuyor ve destekliyorum.

Lakin....

Kalkıp, delilsiz, ispatsız bir şekilde bizi "sahte haber" yapmakla suçlayıp, şahsıma yönelik "satılık gazeteci" hakaretine başvurursanız; kusura bakmayın ama buna sessiz kalamayız.

- Tek uzmanlığınız yazımı çarpıtıp, algı yapmak mı?

"15 Temmuz darbesini FETÖ yaptı deme cesaretini gösteremeyenler" cümlesinden, kuruntuyla "Bizi FETÖ'cü ilan etti" anlamını çıkarıp, bunun üzerinden algı yapmak; benim gözümde "acizliğin sembolüdür". Bir daha deklare etmem gerekirse; Siz beni sahte haber yapmakla suçladınız, ben de sizinle aramızda yaşanan iki habere değinerek, "sahte haber derken hangisinden bahsediyorsunuz?" dedim. Yazıyı okuyun, okutturun. Şayet iddia ettiğiniz gibi yazıda size "FETÖ" iması yaptığımız bir tek cümle bile varsa; tekzip yayınlayıp, özür dilemesini de biliriz.

- Algıda seçicilik size bir şey kazandırmaz

Yazısında bir de, "Sabrımı taşırıp bildiklerimi yazmaya zorlamasınlar" gibi son derece eyyamgüder bir ifade kullanan sayın Olgun'u, tüm bildiklerini yazmasına davet ediyoruz. Fakat Olgun'un ciddiye alınabilmesi için bundan önce yapmanız gereken; şahsıma ve gazeteme yönelik iddialarını ispatlamaktır. Yoksa inanın, ne ben ne de vicdan sahibi insanlar, kendisini daha fazla ciddiye al(a)mayacaktır.

İbrahim Olgun, hakkımızdaki iddialarını pardon "iftiralarını" ispatlayamadığı sürece, tarafımca; "Kifayetsizliğin tescili, iftira kabiliyetinde saklıdır." gerçeğinin bariz bir örneği olarak hatırlanacaktır.

- İçine düştüğünüz bu hezeyandan kurtulmanın iki yolu bulunuyor: Ya ispat, ya özür!

1- İspat! Evvela "sahte haber" diye iftira attığınız, üzerinden bana "satılık gazeteci" hakaretini yaptığınız haberi açıklayın ve bunun sahte olduğuna dair iddialarınızı (iftiralarınızı) ispatlayın.

2- Özür! Yukarıda yazdığım ispatı yapamıyorsanız, iftira ve hakaretlerinizden dolayı özür dileyeceksiniz.

Şayet, yukarıda yazılan iki maddeden herhangi birini yapamayacaksanız; Ahzâb suresi, 58. ayette de buyrulduğu gibi; "Müminlere yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir." gerçeğinin bana verdiği hakla, gözümde "tescilli iftiracı" kimliğini edinmeye hak kazanacaksınız.

- Beni şaşırtmıyorsunuz!

İslam'ı temsil etme konumunda bulunan bir isim olarak, şahsıma mesnetsiz iftiralarda ve hakaretlerde bulunurken unuttuğunuz "Allah korkusunu", ben size cevap verdikten sonra hatırlamış olmanız, toplum adına beni ziyadesiyle üzdüğünü de ifade etmek isterim.

Şu, gerçeklerin haykırdığı satırlardan sonra nasıl bir yol izlersiniz bilemem!

Fakat ben, "Haklı olmanın" verdiği vicdan rahatlığıyla sizleri Allah'a havale ederek; gerektiğinde sözümü esirgemediğim, hak bildiğim yolda yürümeye devam edeceğim.

Vesselam!

Bu bir savaş!
30 Aralık 2013
Yorumlar (0)