21.03.2021, 18:38

Çok dilli, diplomalı yobazlık

SÖZ Partisi Genel Başkanı Hakan Gördü, Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesini feshetmesini ve bu kararın desteklenmesini "yobazlık" olarak nitelendirdi.

Öncelikle bu yazının temel odağının İstanbul Sözleşmesi'nin içeriği olmadığını, bu sözleşme üzerinden topluma yapılmış bir hakaretin karşısında "vicdani bir duruşu" simgelediğini belirtmek isterim.

Bu yazının özneleri, toplumu temsil etme iddiasında olan kişinin üslubu ve bu konudaki samimiyetsizliğidir.

Dün Viyana'da Irkçılık ve Popülizm karşıtı gösteri düzenlenlendiği sıralarda, Türk ve Müslüman toplumunun temsilcisi olduğunu iddia eden SÖZ Partisi Genel Başkanı Hakan Gördü, Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'ni feshetme konusunda kendisiyle aynı fikirde olmayan insanlara "yobaz" diyerek, onlara hakaret etmekle meşguldü. Eminim, kendisine oy verenlerin büyük bir kısmı SÖZ Partisi Genel Başkanı Hakan Gördü'nün dün, 21 Mart Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü dolayısıyla Viyana'da düzenlenen "Irkçılık ve Ayrımcılık" protestosunda yer almasını beklemiştir.

Daha önce (işine gelmeyince), "Türkiye siyasetini Avusturya'ya bilinçli olarak taşıyorlar. Amaçları bizleri bölmek. Türkiye siyasetinin Avusturya'da yeri yok" diyen Hakan Gördü'nün, Türkiye gündemini buraya taşıyarak kendisiyle çelişkiye düşmesinden ziyade bunu yaparken kullandığı üslup bütünüyle bir hezeyan olduğunun gerçeğinden yola çıkarak; amacının buradaki insanları bölmek olduğuna dair bir endişeye kapılmamak elde değil.

Hakan Gördü'nün bu yazımı da öncekiler gibi alakasız bir şekilde "yobazlığın resmi" başlığı altında kısmen paylaşması muhtemel bir ihtimaldir. Hakan Gördü, daha önce yazdığım yazılardaki özellikle üslubu konusunda yaptığım eleştirileri ciddiye alsaydı, bugün Avusturya'da kendi sorunları olan bu toplumu Türkiye gündemi üzerinden ayrıştıracak, birliğini zedeleyecek bir hatanın içine düşmezdi. Bir çok örnekle sabittir ki; "demiri çürüten pas, kendi içindedir". En küçük eleştiriye dahi tahammül edemeyen, karşı görüş bildirirken hakaret etmekten çekinmeyen, "tek doğru, benim doğrumdur" algısına sahip bir kişiyi yine kendi "egosu" bitirir.

- Çok dilli, diplomalı yobazlık

Anlaşılan onca imkana rağmen seçimlerde 7 bin küsür oy almanın utancı kendisine yetmemiş olacak ki; hala kendisiyle aynı fikirde olmayan insanlara "yobaz" diyebilecek kadar, hakaret etme hakkına sahip olduğunu düşünüyor. Değil 7 bin, 7 milyon oy alsanız bile bu size, sizinle aynı fikirde olmayan insanlara hakaret etme ve aşağılama hakkı tanımaz. Aksine yaptığınız bu hareketle, toplum nezdinde "çok dilli ve diplomalı yobaz" kavramının oluşmasına vesile olursunuz.

İnsanlar, İstanbul Sözleşmesi konusunda farklı fikirlere ve gerekçelere sahip olabilirler. Bu gayet tabi bir durumdur. Lakin sözleşme yanlısı veya karşıtı hangi fikir olursa olsun, bunu dile getirirken de nezaket sınırları içerisinde olmak, sizinle aynı fikirde olmayan insanlara saygı duymak son derece önemlidir. Üsttelik bu konu seçimlerde değerleri üzerinden oy istediğiniz toplumun temel konusuysa, sizin daha hassas bir dil kullanmanız elzemdir. Zira gerçek niyetiniz "kadın haklarıysa", bu hakların teminindeki diyalog yolunu kapatacak hakaretlere imza atmak, herkesten önce "kadınlara ihanettir."

- Amaçları üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek

Ben şayet İstanbul Sözleşmesi'nin feshedilmesine karşı çıkan ve sözleşmenin feshini destekleyen insanlara "yobaz" diyen Hakan Gördü'nün, kadın hakları konusunda samimi olmadığını; amacının "üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğu" kanısındayım..

Neden mi?

Hakan Gördü eğitimini aldığı, büyüdüğü ve siyaset yaptığı Avusturya'da da İstanbul Sözleşmesinin yürürlükte olduğunu biliyordur, malumunuz çok iyi derecede Almancaya sahip kendisi. Gündemi, yasaları kolayca takip edebilir.

Peki, İstanbul Sözleşmesinin yürürlükte olduğu Avusturya'nın nüfusa oranla "kadın cinayetlerinde" Türkiye'nin önünde yer aldığı verilerle ortadayken:

Hakan Gördü, İstanbul Sözleşmesine rağmen Avusturya'da artan kadın cinayetlerini gündeme getirip, Avusturya hükümetine; "İstanbul Sözleşmesine rağmen kadın cinayetleri artıyor. Siz bu sözleşmeyi ne kadar uyguluyorsunuz?" şeklinde bir eleştiride bulunmuş mu?

Hakan Gördü, daha 10 ay önce İstanbul Sözleşmesi'nin onaylanmaması yönünde siyasi deklarasyonu kabul eden AB üyesi Macaristan'ın bu kararını eleştirip, Macaristan'ın da sözleşmeyi onaylaması için imza kampanyası düzenlemiş mi?

Hakan Gördü, Avrupa Birliği üyesi Bulgaristan, Macaristan, Çekya, Letonya, Litvanya ve Slovakya'nın sözleşmeyi imzalamasına rağmen yürürlüğe koymamasını eleştirip, aksi yönde bir girişimde bulunmuş mu?

Hakan Gördü, daha 8 ay önce İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmek için yasal süreç başlatan ve yine bir AB ülkesi olan Polonya'nın bu kararına bir tepki göstermiş mi?

Hakan Gördü, bu sözleşmeyi imzalamamış ya da imzaladığı halde yürürlüğe almamış ülkeler ve halkları için de "yobaz" benzetmesinde bulunmuş mu?

Yukarıda yazılan ve her biri "samimiyetsizliğin ve çelişkinin temsili" olan örnekleri çoğaltabiliriz. Lakin karşısınızda "fikirle" tartışmak yerine "küfürle" tartışmayı kendisine huy edinmiş kişiler için bu örnekler pek de anlam ifade etmiyor.

Temel noktada cevabını merak ettiğim soru: AB üyesi ülkeler başta olmak üzere birçok ülkenin İstanbul Sözleşmesi'nin aleyhindeki girişimler karşısında ses çıkar(a)mayan Hakan Gördü'nün Türkiye'nin aldığı karar sonrası böylesine içerik bakımından hassas bir konuda alelacele, öfkeyle tepki vermesindeki temel sebep ve amaç nedir? Gerçekten merak ediyorum.

Ki Hakan Gördü bu kararı yayınlayıp takipçilerine: "Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Gelin bunu bir tartışalım" dese, kendisine kim ne diyecek?

Zira kendisi gerçekten iddia ettiği gibi kadın haklarına bu denli önem veriyorsa, sözleşme yürürlükte olmasına rağmen Türkiye ve diğer ülkelerde artan kadın cinayetlerini baz alarak İstanbul Sözleşmesinin içeriğini ya da uygulanıp uygulanmadığını sorgulaması, gündeme getirmesi gerekmez miydi? Tabi bunu öncelikli olarak siyaset yaptığı Avusturya'da artan kadın cinayetleri için de yapması gerektiğini düşünüyorum.

Bu samimiyetsizliğin ve çelişkinin iki nedeni olabilir;

1- Hakan Gördü sadece Türkiye'deki kadınların haklarını önemsiyor!

2- Hakan Gördü'nün bu konudaki tepkisinin niyeti farklı!

Takdir toplumundur.

- "... ama ben bu kadar acıyı sen de başkalarına benzeyesin diye çekmedim..."

Eminim ki şu an çoğunu tanımadığım ama bu topluma gerçekten faydalı işler yapmak adına SÖZ Partisi'nde siyasete atılmış, emek vermiş iyi niyetli insanlar da Başkanları Hakan Gördü'nün bu üslubu ve kendisiyle çelişen hareketi karşısında, "Hakan bey, ama ben bu kadar acıyı sen de başkalarına benzeyesin diye çekmedim..." diyordur.

Özellikle bu "yobazlık" üslubunun getirdiği "utanç" karşısında birkaç isim açıkça tepkisini gösterdi. Maalesef SÖZ Partisi bünyesinde bulunan, bu parti için emek vermiş diğer iyi niyetli arkadaşların da tepkisini göstermediği sürece, bu "utancın" bir parçası olarak kalacağı aşikardır.

- Bu tabloda "özür" erdemlik değildir

Yazıyı tamamladığım sırada Hakan Gördü'nün "yobaz" kelimesi için özür dilediği bilgisi geldi. Şahsi görüşüm; ilk paylaşımının ardından yorumlarda aşağılayıcı cevaplardan önce özür dileseydi, bu özür anlamlı olabilirdi. Şu aşamada geç gelen özür, en çok kendisini desteklediği için zor durumda kalan insanların, gelecek tepkilere "adam özür diledi" savunması için bir argüman, bir avuntu olmaktan öteye geçmeyecektir.

Mevcut tabloda bu özrün bir erdemlik olduğunu düşünmüyorum. Şu an "erdemlik" olarak nitelendirilecek tek şey: "istifadır". Bu konudaki tek merci toplum vicdanıdır.

Zira kendisiyle çelişmesinden, yaptığı hakaretten gerçekten pişmansa, SÖZ Partisine emek vermiş insanların emeğine bir gram saygı duyuyor ve onları da zan altında bırakmak istemiyorsa, gerçekten iddia ettiği gibi bu topluma hizmet etmek için siyasete girdiyse, bu konulardaki samimiyetini ispat etmek için vakit kaybetmeden "istifa" etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Son olarak; Hakan Gördü'nün bu hareketi ve söylemi kendisini bağlar. Partideki diğer insanların görüşünü yansıtmaz. Fakat istifa etmediği müddetçe, süreç farklı bir doğrultuda ilerleyebilir.

- Birileri için "çıkar konuşunca, vicdan susarmış"

Seçim döneminde edep sınırları içerisinde yazdığım eleştirisel yazılar karşısında, şahsıma ve gazeteme mesnetsiz ithamlarda bulunan, hakarete varan yazılar yazan ama "SÖZ Partisine" oy isteyen, bize "gazetecilik" dersi vermeye kalkan sözde "tarafsız medya" mensupları, parti başkanın toplumun büyük kısmına yönelik yaptığı hakaret karşısında üç maymunu oynuyor. Hani SÖZ Partisi'ne oy isterken, gayeniz bu toplumun çıkarlarıydı? Bugün sizi vebal altına alan bu hakaret karşısında toplum için "omurgalı bir duruş" gösterebilecek misiniz?

Seçim sürecinde SÖZ Partisi için aktif çalışmalar yapan bazı dernek başkanları da bu hakaret karşısında, Nevruz kutlamasını bitirmelerine rağmen hala suskunluğunu koruyorlar. Bu kişiler için ya "doğruluk güneşi" henüz doğmamış ya da "çıkar konuşunca, vicdan susar" sözü daha ağır basmış.

Yorumlar (1)
Ekrem 6 ay önce
secim zamanindaki yazilarinizdan dolayi size cok kizdim ama bugün hakli oldugunuzu itiraf etmeliyim.

oy vermekle yanlis yaptik.
GazetelerTümü
Günün Anketi Tümü
Haber Sitemizden memnun musunuz?
Haber Sitemizden memnun musunuz?