Zeynep Arslan: “SPÖ, inandırıcılığını kaybetti”

Avusturya Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu adına KPÖ’den Viyana’da birinci sıradan aday gösterilen akademisyen Dr. Zeynep Arslan, seçim sürecini haberjournal’e değerlendirdi. SPÖ’yü sert bir dille eleştiren Arslan, SPÖ’nün ÖVP-FPÖ koalisyon hükümetinin gerek popülist siyaseti gerek işçi hakları aleyhinde izlediği politikalar karşısında yeterli bir duruş sergileyemediğini savundu.

AVUSTURYA 26.09.2019, 20:41 Kaddafi Kaya
Zeynep Arslan:  “SPÖ, inandırıcılığını kaybetti”
© haberjournal

Haber Journal (HJ): Zeynep hanım okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız?

Zeynep Aslan (Z. A.): İşçi bir ailenin çocuğu olarak, toplumsal hareketlilikler, dönüşümler, yaşamın gerçeklerini birebir ve farkındalık içinde yaşayarak yetiştim. Bugün bir akademisyenim. Sosyal bilim alanında çalışmalarımı yürütmeye devam ediyorum. 29 Eylül seçimleri için, seçim ittifakından adaylık teklifi geldi. İttifakın içinde olan insanlarla, aktör ve kurumlarla görüşüp fikir alışverişi de yaptıktan sonra bu teklifi kabul ettim.

HJ: Peki sizin, bu adaylığı kabul etmenizde zemin olan etkenler nelerdir?

Z.A: Gerek akademik kariyerim olsun gereken yaptığım çalışmalarda, toplumsal dinamiklere etki etmeye çalıştım. Dolayısıyla böyle bir siyasi ittifakın içerisinde olmak, sahip olduğum fikirleri daha ciddi bir boyutta pratiğe yansıtabilmek açısından bu adaylık teklifi bana cazip geldi. Benim için bir hareketin parçası olmak, toplumsal gidişata olumlu bir yönde katkıda bulunmak önemli bir hedeftir. Sorunun bir diğer cevabı da belki de şu olabilir; Avusturya’da mevcut siyaset muhafazakar, sabit bir rol aldı. Bugüne kadar çalışanların elde etmiş oldukları, iyi – kötü tüm kazanımlara ciddi salgıların olduğuna tanık olduk. Bu saldırılar gerçekleştirilirken, insanlar yapay zeminlerde, yapay hatlarda ayrıştırıldılar.

HJ: Neden KPÖ’den aday oldunuz?

Z.A: Burada bir birlik var, yani bir ittifak. Bu sadece KPÖ değil, bu ittifakın içerisinde Avusturya Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu, Alternative Listen Innsbruck var. Ki Alternative Innsbruck, KPÖ Plus, Graz’da Eke Kahr var. Kahr, yıllardır yerelde insanlara yakın, onların sorunları ile çok yakından ilgilenen ve çok sevilip sayılan hatta kendi maaşının bir kısmını bağış yapmakta. Sonuçta siyasetçilerin aldığı paralar, insanların verdiği vergilerden gelen paralar. Biz milletvekilli maaşlarının düşürülmesi gerektiğini savunuyoruz. Kahr da aldığı maaşı fazla bulup, bir kısmını bağış da bulunuyor. Dolayısıyla bizim için çok iyi bir rol model, bir örnektir kendisi. KPÖ Bund’da bu ittifakın içinde. Savunduğumuz ilkeler, iççiler ve çalışanlar açısından aynı dili konuşuyoruz. Junge Grüne’den ayrılıp kopan Junge Linke olan gençler Avusturya genelinde gönüllü çalışıyorlar.

HJ: Son koalisyon hükümetini ve icraatlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Z. A.: Son hükümet döneminde tanık olduk ki; sıkıştıkları zaman göçmenlere, başörtüsüne saldırılıyor. FPÖ, ırkçılık ile buradaki gündemi ciddi bir şekilde meşgul ederken, ÖVP ise arka planda çalışanların haklarına saldırılarda bulundu ve bunu çok kolay şekilde yaptı. Parlamentonun içerisindeki hiçbir parti ciddi anlamda buna karşı bir direniş ya da bir muhalefet gösteremedi ve parlamentonun içerisinde olanlar sokağa yansımadı. Yani içerdeki o ırkçı hava, insanları kutuplaştırma, boş yere tuhaf bir şekilde birbirine düşürme, sokağa yansıyan bunlar oldu aslında. Mesela bir mülteci siyaseti, mülteci politikası ile aslında çok garip belki de absürt yapay bir korku siyaseti, atmosferi yansıtıldı. Aslına bakarsak, mültecilerden gelen bir tehdit yok! Ama siyasetten gelen bir tehdit olduğunu, bunun da insanları bölüştürdüğünü söylemek yanlış olmasa gerek! Onlar Neo-liberal, sağcı muhafazakâr bir cephede tek vücut ve bir grup olarak toplumun çok büyük bir kısmını oluşturan çalışanlara saldırırken, çalışanlar kendi aralarında kutuplaşmış durumdalar. Avusturya’da 4,1 milyon çalışan bir kesim var. Dolayısıyla bunlar Avusturya’nın yüzde 50’sini oluşturuyorsa eğer ve bunların hakkı bu denli tahribata uğratılıyorsa, burada dayanışma ağlarının, farkındalıklı hareketlenmelerin ve dinamiklerin geliştirilmesi gerekiyor. İnsanlar kültürel, din, dil bakımından, yani etnolojik özgeçmiş kaynaklı sebeplerle, birbirine düşürülüyor. Aslında etkenlerin suni olduğunu, gerçek ayrıştırmaların zengin - fakir, kadın - erkek ve son günlerde tanık olduğumuz gibi yaşlı ve gençlerin arasında yapıldığını görebiliriz.

HJ: Mevcut seçim ortamını ve partilerin seçim vaatlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Z.A.: Seçimler için çok büyük vaatler yapılıyor. Oysaki bu partilerin, şuan yaptıkları vaatleri yerine getirmeleri için yeterli şansları ve zamanları vardı. Mesela SPÖ’nün 4 bin gün vakti vardı. Şimdi birden ‘Menschlichkeit’ yani insanlıktan bahsediyor. SPÖ’ye soruyoruz; “Parlamentoda günde 12 saat çalışma gündeme getirildiği zaman insanlığın hangi tarafındaydınız?”. Ya da kiralar arttırıldığında, SPÖ neredeydi?  Yada 60 saat çalışma yasasında? Bunları sormak zorundayız. İnsanlar kıt kanaat geçinmeye başladı. Bir tarafta işsizlik hat safta, çalıştırılan insanların emekleri sömürülüyor. Yani bugüne kadar bu insanların haklarıyla bu insanların sorunlarıyla ilgili pratik zeminde doğru dürüst hiçbir şeye imza atmamış bu partiler, şimdi baya büyükten atıyorlar. Onların inandırıcılıkları yitirilmiş durumda. Bize göre SPÖ soldan o kadar uzak ki; mesela bunlar 2. Cumhuriyet’te sosyal ortaklık ile birlikte sosyal demokrasi diye bir şey çıkardılar. Yani tamamen merkez siyaset alanında, işverenin yanında olarak hareket ettiler. Aslında buna “çalışan insanlara atılmış en büyük kazık” da diyebiliriz belki de.

Örneğin şirket vergilerini yüzde 24’ten, 21’e indirdiler. Şirketler zaten doğru dürüst vergi ödemiyor. Onlar kazanç elde ettiklerinde, bağış yapıp vergiyle kapatıyorlar. SPÖ işçilerin yanında olan bir parti değil ve  bütün bu olup bitenlere, saldırılara, baltalamalara karşı bu kadar etkisiz kalmakla bunu ispatladılar. Şu anda da iktidara oynuyorlar, illaki iktidarda olmak istiyorlar ve muhalif olmak bir işe yaramaz diyorlar. Oysa iktidara gelip kendi iradenden, kendi ideallerinden (ki ideal de kalmamış) taviz vermek, sadece iktidar uğruna bunları yapmak hiçbir işe yaramaz. SPÖ yıllardır işçilerin FPÖ’ye oy verip kendilerine oy vermediklerinden şikayetçi. Ama SPÖ işçi sınıfını aptal yerine koyuyor. İnsanlar aptal değil. İnsanlar çok iyi görüyor. İstatistiklere göre SPÖ %20 ancak alacak gözüküyor. Misal bunlar yine ÖVP ile koalisyona gidecek, bu sefer yine ‘Biz yapmak istiyorduk ama ÖVP’den dolayı olmuyor’ diyecek. Yıllardır aynı argümanları kullanıyorlar. SPÖ’yü bırakıp Yeşiller’e geleyim. Bizler açısından Yeşiller’in de çalışan insanlar ile ilgili herhangi bir vizyonu, bir perspektifi yok.

HJ: 29 Eylül’deki seçimlerde beklentileriniz hangi noktada?

Z. A.: KPÖ çok köklü bir parti. Bunlar 60 yıldır burada meclise giremiyorlar, ama bu insanlar mesela yerelde işçiler odasında, ilçe konseylerinde, belediye konseylerinde varlık gösteriyorlar. Bunlar yıllardır aktifler, çok güçlüler ciddiye alınacak durumdalar ama Avusturya genelinde bu başarıyı maalesef elde edemiyorlar. Bu soğuk savaş döneminde, bütün Avrupa’da çok ciddi bir anti-komünist propagandası yapıldı. Misal Avusturya’da nasyonal sosyalizm deneyimleri yapılmıştır ama bir FPÖ Avusturya parlamentosunda yer alabiliyor. 1930’larda nasyonal sosyalistlere karşı en büyük mücadeleyi verenlerdir komünistler, o zamanın kızılları. Bugünün Viyana’sında eğer Belediye evleri, kreşler, belediye havuzları, hastaneler vs. var ise, bunların vizyonu, perspektifi temelleri o zamanın Kızıllar tarafından atıldı. Misal belediye evleri. Bunlar komünistlerin kazanımıdır, yani komünistler çok hafife alınmamalı. Komünist partinin Avusturya’da başka bir yeri vardır.

Maalesef burada “yabancı düşmanlığı” siyaseti prim yapıyor. Misal ÖVP yine Balkan rotasını getiriyor. Balkan rotası mı kaldı?

Avusturya’nın 5 milyar avroluk savaş araçları var ve hatta bunları savaş ülkelerine de gönderiyor. Komünist parti şunu söylüyor: “Sen git orada savaşları yap, ortalığı karıştır sonra insanlar kaçmak zorunda kalsınlar. Bütün varlıklarını orada bırakıp buralara gelmek zorunda kalsınlar, ondan sonra sen kalk deki: “Vay efendim mülteci gelmiş, benden pahalı cep telefonu ile geziyor. O adam orda fakir değildi ki. Adamın orda bir hayatı, bir yaşamı vardı. Parası vardı ki insan kaçakçılığı yapanlara para verebildi de buralara kaçabildi. Fakir yine orda ölüyor. Zaten gelemiyor. Ve insanlar ölümü göze alarak yola çıkıyor. Ailesi, karısı çoluğu çocuğu ile buralara gelmek ne demek? Komünist parti bunu söylüyor.

HJ: Barajı geçebilecek misiniz?

Z. A.: Barajı geçmek istiyoruz. İstiyoruz ki yaptığımız işleri, söylediklerimizi pratiğe dökebilmek, buradaki siyasi atmosferi ve gidişat yönünün değişmesine sebep olalım. Buradaki siyaset şu an tamamen kapitale, sermayeye çalışıyor. Örneğin NEOS’a göre emekliden alayım öğrenciye vereyim, öğrenciden alıp temizlikçiye vereyim, temizlikçiden alayım işçiye vereyim… Niye? Avusturya’da milyoner ya da milyarderlerden oluşan yüzde 10’luk bir grup var. Bunlar Avusturya’nın yüzde 40- 45’ine sahip. Onlardan niye almıyoruz? İstatistiklere göre Avusturya dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Peki neden Avusturya’da 1 milyondan fazla açlık sınırında, açlık tehlikesi içinde olan büyük bir kesim var? Mesela aynı şekilde: Kadınlar, çocuk bakmak zorundalar. Evet bu kültür bu gelenek hala geçerli. Ve erkekler iş dünyasında daha yüksek gelire sahip. Kadın gebe kaldı doğum yaptı. Kadın da ‘Ben çocuğuma bakayım, sen daha fazla kazanıyorsun sen çalış’ der. Ve kadın evde çocuk bakar adam çalışır. Böyle ikinci çocuk da gelir üçüncü çocuk da. Bu kadın tekrar iş pazarına atıldığı zaman, doğurganlıkta, annelik rolünden kaynaklı zaten yüzde 20-30 daha az gelir alıyor. Emekli kaldığı zaman da daha az para kazanmak zorunda. Erkekten yüzde 50 daha az para kazanıyor. Dolayısıyla bu kadın fakirlikle, fakir kalmakla yani buradan itibaren mağdur kalma ile karşı karşıya.

İşçilerle alakalı bir şey daha söylemek istiyorum: Misal biz diyoruz ki, çalışanlar haftada 30 saat çalışsın, haftada 60 saat değil. Almanya, Yeni Zelanda, İsveç hatta Rusya, bunlar misal ‘’Artık 21. yüzyıldayız, bizim artık başka çalışma koşullarını konuşmamız lazım’’ diyor. Haftada 30 saat, haftada 4 gün gibi. Radikal iş günü kısaltması diyoruz mesela. Ve insanların geçinebilmesi için asgari ücretin net olarak 1.700 avro olması gerekiyor. Göçmenler olarak, işçilere yapılan saldırılardan biz iki kat üç kat daha fazla mustaribiz. Çünkü buradaki sağcı muhafazakâr yapı insanları bölüştürdüğü için, Avusturyalı mesela genel algıda “doktor ve temizlikçi” aynı mı kazansın? Yabancıyla bende mi aynı kazanacağım? diyor. Bu ayrışmalar çok yanlış. Bu gruplaşmalar bizi iktidarın karşısında sadece zayıflatıyor, zayıflatır. Bu yüzden böylesi ittifakların içerisinde yer almamız gerekiyor.

Bir kadın bir başörtüsüne indirgenmemeli. Bir kadının başörtüsü araç olarak görülmemeli, bu çirkin bir şey. Sıkıştıkları anda bunu yapıyorlar. Yanlış bir şey. İslamofobi yanlış bir şey. Biz bunu istemiyoruz. Burada misal Aleviler ve Sünni Müslümanlar da gruplaştırıldı, ayrıştırıldı. Aleviler mesela daha iyi entegre olabilecek Müslümanlar olarak pazarlanmaya çalışıldı açıkçası. Bir İslam yasası var. İnsanları bölüştürdü. Aleviler de bundan mustarip. Oysa işçi haklarına saldırı olduğunda biz hep beraber yürümeyecek miyiz? Yürümemeli miyiz? Avusturyalısı, Almanı, Türkü, Kürdü, Alevisi ile biz hepimiz burada beraber yürümek zorundayız.

HJ: Sizce aşırı sağın yükselişi karşısında sol görüş yeterli ölçüde varlık gösterebildi mi? Aşırı sağ ya da merkez sağ oylarını yükseltirken, sol neredeydi?

Z. A: Sol uyudu. Sol neredeydi derken, Avusturya’da sol yok. Şu anda bu ittifakın yapmaya çalıştığı bu. Avusturya’da bir solu harekete geçirmek. Ne yapacak bu sol? Sermayenin lehine, sermayenin çıkarına siyaset yapanların karşısında yer almak ve ezilen çoğulcu kesimin sesi olmak istiyoruz.

Parlamentoda olan partiler koalisyona oynuyorlar. Koalisyon yapmak yedek teker olmaktır. Sermayeye hizmettir. Bu siyaseti devam ettirmek isteyen ÖVP’nin yanında sadece bir yeşillik olmaktır belki de. Burada Yeşiller Partisine atıfta bulunmak istiyorum. Bu koalisyona ortak olmak isteyen partilere verilecek her oy aslında kayıp oydur. 29 Eylül’de yapılacak seçimlerde tercih çok basit; Ya gideceksiniz bugüne kadar bizim haklarımıza karşı yapılan bu siyaseti, bizi ayrıştıran, bölüştüren, bizi kutuplaştıran bu siyasetin mimarı ÖVP’ye ya da onlarla koalisyona sıcak bakan partilere oy vereceksiniz, ya da bu ittifaka destek vererek, yeni bir siyasetin gelişmesi için zemin hazırlayacaksınız. Biz bunu hep birlikte yapacağız. Ciddi bir direniş, ciddi bir muhalefete adım atmaya adayız.

HJ: Burada Türkiye kökenli insanların yüzde 60-65’i muhafazakâr kesimden. Siz bir şekilde bunların da oylarına talipsiniz. Daha önce burada seçimleri kazanan ve parlamentoya giren birçok Türkiye kökenli siyasetçi oldu. Son yıllarda Türkiye siyasetinin Avusturya gündemine çok taşındığını gördük. Bu da aslında insanlar burada kutuplaşıyor dediğimiz noktalardan, etkenlerden bi tanesi. Sizin seçilmeniz durumunda bu olaya yaklaşımınız nasıl olacak? Türkiye siyasetini ağırlıklı olarak Avusturya’da tutacak mısınız? Ve arada sıkıştığınız vakit, örneğin Türkiye gündemi ile alakalı bir durum değerlendirmesi ile açıklama yapacaksınız, sizin önceliğiniz savunduğunuz ideoloji mi olacak, yoksa size oy veren insanların ideoloji gözetmeksizin sizden beklentileri mi?

Z. A: Biz burada ittifakın içindeyiz. İttifakın içerisindeki arkadaşlarımız farklı gruplar dan. Mesela bu insanlarla da hemfikir bir zeminde hareket etmek durumundayız. Bunu yaparken bu ittifakı, tamamen Türkiye siyasetini buraya taşıyarak ittifaka zarar veririz. Türkiye’de Türkiye siyaseti yapılıyor. Biz Avusturya’dayız ve Avusturya siyaseti yapmaya adayız. Avusturya siyaseti yapmak istiyoruz. İttifakın içerisinde bulunma sebeplerimden bir tanesi de burada bir eksen kayması oluşturmak, yeni bir bakış açısı getirmek. Mesela insanlar burada sürekli Türkiye’yi takip ederek, aslında buradaki gasp edilen haklarının farkında bile olmuyorlar. Buradaki hak gaspları gözlerinin önünde oluyor ama o insanlar bedenen burada fakat ruhen Türkiye’deler. Bu bizi zayıflatır.

Avusturya genelinde yüzde 20 göçmen kökenli insan var. Viyana’da bu yüzde 40 civarında. Evet, Türkiye’de arkadaşlarımız, akrabalarımız var. Evet oranın siyasetinden etkilenmiş olarak büyüdük. Anne babalarımız vs. o jenerasyonun da çocuklarıyız biz. Ama benim annem babam burada eziliyor. Kendimden örnek vereyim. Benim annem babam emekli olacaklar, ama çok üzülüyorum; çünkü bu insanlar çöktü. Yani çalışan, işçi insanlar çok ciddi anlamda çöküyorlar. Daha 60 yaşına gelmeden, 50’lerine gelmeden bunlar çökmeye başlıyor. Sağlık sorunları başlıyor, sürekli hastane doktor geziyorlar, emekli olmaya çalışıyorlar yani. Emekli olduklarında da yine sağlık sorunları devam ediyor, aldıkları para zaten cüzi. Benim gözümün önünde olan biten bunlar.

Birde vatandaşlık hakkına değinmek istiyorum. Ulus devlet modellerinde vatandaşlık insanlara bir ayrıcalık veriyor. Vatandaşlık hakkına sahip olmayanların seçme hakkı yok burada. Viyana’da yüzde 30 seçme hakkı olmayan insan var. Niye? Çünkü vatandaş değil. Adam gelmiş burada 10 – 15 yıldır yaşıyor. Almancasını da öğrenmiş eğitimini de yapmış ama iş bulamıyor. Vatandaşlık hakkını almak istiyor, ama işsiz olduğu için de vatandaşlık alamıyor. Oysaki buradaki iş pazarındaki bütün o saldırılar, işçilere yapılan o saldırılar insanların işsiz kalmasına sebep olan o koşullardan dolayı, bu insan işsiz ve buna vatandaşlık verilmiyor. Dolayısıyla bunun elinden seçme hakkını alıyor, en demokratik hakkı olan seçme hakkını alıyor. Ve dikkat edin SPÖ’de buna karşı, vatandaşlık hakkının verilmesine karşı, çünkü vatandaş belki solu seçecek. Sol gerçekliği seçecek. Avusturya’da sol yok, bakın bunun altını çizmek istiyorum. Biz Avusturya’da bir solu yaratmak istiyoruz. Biz 29 Eylül’de barajı geçmeyebiliriz ama geçebiliriz de. Ama geçmesek de biz devam edeceğiz. Bu uzun vadeli baktığımız bir iştir.

Ana akım medya bize fırsat vermiyor. Bizde sosyal medyayı elimizden geldiğince kullanmak istiyoruz.  ORF’de Wandel ile KPÖ’yü karşı karşıya getirdiler. Hani sanki “ha sizde mi varsınız? Hadi birbirinize konuşun” der gibi. Biz niye birbirimize karşı konuşuyoruz? Bizi SPÖ ile karşı karşıya getirsinler, FPÖ’le ÖVP’le NEOS’la karşı karşıya getirsinler. SPÖ kalktı 1700 asgari ücret dedi. Hemen manşetler atıldı. Peki nasıl ve ne zaman yapacaksın bunu? 4 bin gün sen ordaydın, ne yaptın? Senin gözünün önünden 12 saat çalışma yasası geçti, ne yaptın? AMS bütçesi kısıldı, ne yaptın? Sosyal sigortaları birleştirdiler, Avusturya’nın sosyal sigorta sistemine çok büyük darbe indirdiler, ne yaptın? Biz bunları soruyoruz. Dolayısıyla şu anda kimse SPÖ’ye inanmıyor. Ama SPÖ’den ÖVP’ye oy kayıyor. Şimdi ÖVP ne yapıyor? SPÖ, Yeşiller ve NEOS da öyle. Bunlar 10 binlerce Euro’yu veriyorlar Facebook’a, reklam yapıyorlar. Birden 15 bin, 25 bin 50 bin veriyor. Bizim toplam bütçemiz 120 bin Euro. Facebook evet olumlu yanları var ama oda bir sermaye aracı, şimdi sen paranı sermaye aracına veriyorsun, yani kapitalist sistem çarkının içeresindesin yine. Bizim yapmak istediğimiz tabandan yukarı doğru bir örgütlenme. Dolayısıyla kendi imkanlarımızı kullanarak bunu yapmak zorundayız.

HJ: Türkiye endeksli birçok parçalanma meydana geldi toplum arasında. Bunun dışında bu ayrışmanın bi üst sekmesi var. Siyasi parti olarak, göçmen kökenli bir siyasi oluşuma nasıl bakıyorsunuz?

Z.A: Avusturya’da biz onu doğru bulmuyoruz. Avrupa’nın diğer ülkelerinde de biz onu doğru bulmuyoruz. Çünkü çok sayıda göçmen kökenli siyasiler, Türkiye’nin siyasetini buraya taşıdılar ve kendilerini marjinalleştirdiler. Bunlar mesela Avusturya’daki göçmenler için, orada olumlu bir şey yapabildiler mi bu tavırlarıyla? Tam tersi olmadı mı? Bir göçmen kökenli parti de kendini marjinalleştirmeyecek mi? Kendisini diskalifiye etmeyecek mi? Bunu buradaki siyasetçiler zaten yapıyor. Buradaki siyaset seni göçmen olarak bir köşeye zaten sıkıştırıyor. Sen kalkıp bunu pekiştiriyorsun. Avusturya’nın umurunda değil ki bu?

Göçmen kökenli insanları araçlaştırıyorlar. Fakat bu ittifakta böyle değil. Bugüne kadar kimse bana gelip de nerelisin? diye sormadı. Bu enteresan ve önemlidir. Diğer partilerde bana bakan direk sen nerelisin? Annen baban nereli? ama biz yabancı düşmanı değiliz diyorlar. Yani ikinci cümle de bu. Bizzat yaşadım, diğer partililer bunu yapıyorlar. Ama burada öyle bir şey yok ve biz bu ittifakta şöyle dedik: Emek eksenli, çalışan eksenli siyaset yapacağız. Bizim çevre siyasetine bakış açımız da budur.

Emek endeksli bakıyoruz, üretim endeksli. Sınıf temelli bakmak zorundayız. Çünkü şuandaki siyaset bunu yapıyor ve fakir ile zengini ayrıştırıyor. NEOS emeklilerin yükselmesine karşı, gençlerden alıp onlara veriyorsunuz diyor. Hayır sayın NEOS, biz onu Avusturya’nın milyarderlerinden oluşan yüzde 10’dan istiyoruz.

HJ: Avusturya’da ÖVP-FPÖ koalisyonu Müslüman karşıtı, birçok yasa çıkardı, eğitim alanından tutun iş alanına kadar birçok noktada, siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle bu sermaye faydalı olacak bir yasanın meclisten geçmesi için, çalışma saatler olsun birçok alanda, genelde Müslüman karşıtı yasalar öne sürüldü. Toplum ona biraz alkış tuttu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Barajı geçmeniz ve meclise girmeniz durumunda bu noktada bir adım atma düşünceniz var mı?

Z. A.: Biz bununla ilgili eleştirimizi de yaptık. Ana medya yer vermediği için çok duyulmuyor. Biz ÖVP, FPÖ ve diğer partilere de (bizim için hepsi aynı) şunu söyledik: Siz şu geçmiş ay ve senelerde yaptığınız bütün bu yolsuzlukları bütün bu saldırıların hesabını verin bakalım. Schredderaffaire (dosyaların yok edilmesi), İbizaaffaire dedi, Spendenaffaire (bağış ilişkisi) denildi. Bunların hesabını versinler. Bunlar perdenin önünde göçmen karşıtı, bu ırkçı siyasetlerinin arkasında, aslında bizim hepimize saldırdılar. Burada bir farkındalık yaratmamız gerekiyor. Mesela başörtüsü diyor herkesin dikkati oraya odaklanıyor. Sağcısı solcusu orda oluyor. Çünkü orada ortak bir yabancı düşmanlığı gelişiyor. Bu yanlış bir şey, çünkü bununla seni manipüle ediyor, senin gözünü boyuyor, dikkatini dağıtıyor. Bunları konuşurken işçilerin yasasını geçiriyor. Ve bunların bundan beslenmemesi için bizim gibi göçmen kökenli insanların siyasette aktif olması gerekiyor. O masaya oturacağız.

Biz emek sermaye çelişkisi üzerinden, üretim çelişkileri ve ilişkileri üzerinden siyaset yapmak istiyoruz. Avusturya’da bir solu yaratmak istiyoruz. Sol düşünceyi tekrardan oluşturmak istiyoruz. Ve bu dayanışma ile olacak. Dolayısıyla dayanışma ağlarımızı güçlendirmemiz gerekiyor. ÖVP - FPÖ iktidarının kültürde, dilde, inançta yaratmış olduğu suni ayrışımlar, suni kutuplaştırmalar yalan ve yanlıştır. Bunlar göz boyamadır. Asıl yarattığı ayrıştırma ve kutuplaştırma zengin ve fakir, kadın ve erkek arasında yapılıyor. İnsana hizmet yapılmıyor. Sermayeye hizmet yapılıyor.

Seçmenlerimizin 29 Eylül’de sandığa giderek, oylarını kullanmaları son derece önemlidir.

Yorumlar (2)
Mustafa Z. 2 yıl önce
önemli konular ve samimi cevaplar. Oy tercihinde değişikliğe gitme zamanı geldi galiba
Emel 2 yıl önce
Zeynep hanıma bravo herkesin hakkını savunmaya aday. Ama bunun en önemli belirtisi seçim sonrasında da aynı açıklamaları yapması. Türkiye kökenliler sadece Spö yü bence de düşünmeliler.