Kurz: 'Erdoğan'ın tehditleri çizgimizi değiştirmeyecektir'

Kurz: 'Erdoğan'ın tehditleri çizgimizi değiştirmeyecektir'

VİYANA– Krone TV’de Katia Wagner’in moderatörlüğünde düzenlenen, Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, Tuğgeneral Dr. Walter Feichtinger, Dışişleri Bakanlığı Entegrasyon Bölümü Başkanı Susanne Raab ve  bir Think Tank olan Avusturya Türk Kültür Cemiyeti (TKG) Başkanı Birol Kılıç’ın katıldığı programda güncel konular tartışıldı.Canlı yayınlanan program Krone.at, Krone.tv ve ATV adlı TV´de aynı anda izlendi.

Kurz: “Türkiye’ye artık milyon avrolar verilmeyecek”

Avusturya Başbakanı Kurz, programda Türkiye ve Erdoğan’a yönelik “Bizim kesinlikle istemediğimiz şey Türkiye’nin AB üyeliğidir. Tam üyeliği durdurmalıyız. Bu konuda ilerlemeler sağlıyoruz. Türkiye ile  işbirliğine evet, üyeliğe hayır. AB’den Türkiye’ye ödenen tam üyelik  yardımı olarak ilave milyonlarca avronun Türkiye’ye akıtılmasını da istemiyoruz. Erdoğan on binlerce insanı demokratik olmayan metodlar ile tutuklattı, bu olamaz. Türkiye siyasetini gelip Avusturya’da yaşayan Türkiye göçmenlerini etkilemesini ve iç siyasetimize etki yapmasını istemiyoruz. Dinin suistimal edilerek insanların yaşadıkları Avusturya toplumu ve kanunlarına yabancılaştırılmasını doğru bulmuyoruz. Yıllarca yanlış yapıldı. Biz İslam”a karşı değiliz. Dinin İslam dinin siyasallaştırılmasına ve suistimaline ve paralel toplumun oluşturulmasına karşıyız.” şeklinde konuştu.

Cami kapatma kararlarına ilişkin Türkiye tarafından yapılan eleştirilere yönelik, “Ankara’nın ve Erdoğan’ın tehditleri çizgimizi değiştirmeye yol açmayacaktır” diyen Kurz, camilerin  kanunlar ve hukuk devleti normları içinde suistimal edilmemesi için sıkı bir şekilde denetlendiğini ve başta yurtdışından finanse edilmelerinin ve siyasi İslam’ın önüne geçileceğini kaydetti.

Kılıç: “  Avusturya’da camiler kapatılmamıştır. Dinin suistimal edildiği derneklere karşı kanuni bir duruş var”

Türk Kültür Cemiyeti Başkanı Birol Kılıç ise AB Türkiye ilişkileri ve cami kapatma kararlarına ilişkin değerlendirmesinde farklı bir yorumda bulunarak “ Türkiye’nin tam üyeliğini durdurmak tam üye ülkenin evet demesi ile olabiliyor. Bir ülke hayır dese tam üyelik müzakereleri durdurulamıyor. Niye devamlı bu tam üyelik konusu iç politikada Türkiye eşittir Avusturya’da yaşayan insanların devamlı karıştırılmasına müsade edecek bir dil ile konuşuluyor. Türkiye’nin AB ilişkisi en başta AB’nin yararınadır. İyi ilişkiler istiyorsanız Türkiye – AB arasındaki Gümrük Birliğini modernize edin. Ekonomik iliskiler daha gelişsin. Türkiye üzerinde hukuk devleti ve AB normları üzerinde baskı yapmak var iken niye Türkiye dışlanıyor. Türkiye’siz bir AB cücedir. Türkiye stratejik ve AB’nin emniyeti için altın değerinde bir ülkedir. Göçmen anlaşmasını Türkiye tarafı sözünde durarak tutmuştur. Acaba AB sözünü tutmuş mudur? Diplomasinin kralı olan Avusturya bundan sonra hem çıkarları hem AB çıkarları için en azından Türkiye’yi ne iç politikada nede dış politikada negatif anlamda kullanmamalı. Sert ama dostça isteklerini diplomasi almalıdır. Düşmanca dile son verilmesi iç barış için önemlidir.  Dış  Politika ile iç siyaset  hele hele Avusturya’da elli yıldır yaşayan ve her alana yayılmış Avusturya vatandaşı ve Türk vatandaşı Türkiye göçmenlerini şeytanlaştıracak siyaset bizi üzüyor. Bu siyaset Avusturya iç barışına zarar veriyor.  Tüm Türkiye göçmenleri eşittir Erdoğan değildir.  Renkli ve çeşitli olan Türkiye göçmenleri içinde sizi de seçen insanlar var ama başka partileri de. Türk kelimesini ağza alınırken dikkatli olunmasını rica ediyorum. Bizim için yaşadığımız ve vatandaşı olduğumuz ülkenin iç barışı, anayasası ve değerleri çok önemli. Buna ama en başta Avusturya siyasetinin bizlere örnek olarak şekilde sadık kalmasını diliyoruz. Biz zaten bu farklı düşünen ve farklı insanları şeytanlaştırma ve ayrıştırma dilini ve demokratik olmayan durumları Türkiye’den biliyoruz. Güçlü demokratik bir hukuk devleti Türkiye, hepimizin dileği. “

Camiiler konusunda Kılıç, “Avusturya’da camiler kapatılmamıştır; Avusturya’da inancımızın siyasi amaçlarla suiistimal edildiği bazı kurumlar aceleci olarak son mahkeme kararları beklemeden kapatılmıştır. En başta bizim ayağa kalkıp bunların ibadethane değil, dinin suiistimal edildiği ve özünde siyasi faaliyetler yürütülen parti lokalleri gibi çalışan yerler olduğunu söylemek Müslüman olarak bizim vazifemiz” dedi.

Konuşmasında “Bu noktada İslam inanç cemaatindeki tüm Müslümanları sapla samanı birbirinden ayırmaya çağırıyorum. Nitekim bize Avusturya Develti kanunlar ile mezarlık, dini günler ve din öğretmenlerini okullarda maaşları başta olmak üzere hiç bir AB ülkesinde olmayan bu kadar haklar tanınırken, inancımızın kötüye kullanıldığını gördüğümüzde ilk olarak bizim ayağa kalkıp ‘Hayır, böyle olmaz!’ dememiz gerekmez mi” diyen ve olaya dini açıdan bakıldığında İslam dininde “Mescid-i Dırar” kavramının bulunduğuna dikkat çeken Kılıç, bu kavramın “zararlı ibadethaneler, zaralı mescidler” anlamına geldiğinin altını çizdi.

Tevbe Suresi 107. ayette böyle mescitlerin (Mescid-i Dırar) ad verilerek tahrip edilmesi dahi emredildiğini aktaran Kılıç, “Hz. Muhammed (sav)  işte bu Tevbe Süresi 107. ayeti kendisine nazil olduğu 630 yılında Medine yakınlarında Küba Mescid’ine yakın bir yerde kurulan bir mescidi kötüye kullanıldığı için tahrip ettirmiştir, yıktırmış ve hatta yaktırmıştır.  Demek oluyor ki anayasaya sadık yurtsever Müslümanlar olarak, bu mescitlerin ibadethane olmadığını söylemek durumundadır.  Kaldiki bu dernek lokallari hakkında kısa adı IGGÖ olan Avusturya İslami Cemiyeti üzerinden gelen şikayetlere bakıldığında resmi dairelerin ya da memurların kendi başlarına hareket etmediğini görürüz.  Avusturya Başbakanlığı Kültür ve Din İşleri Başkanlığına şikayet İGGÖ’den gelmiştir ve yetkililer bunların gereğini yapmışlardır. Yazışmalara baktığımızda bu açık bir şekilde görülüyor. Burada metot ve zaman konusunda eleştiri getirilebilir ama kanunlara göre hareket edilmiştir. Camii , mescid veya dini ibadethanelerin  dini suistimal edilerek Avusturya toplumu ve kanunlara ters hareket edilmesine karşı hareket edildiğini gözlemliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Feichinger: “Türkiye ile ilişkiler rahatlatılmalı”

Ulusal Savunma Akademisi’nin önde gelen uzmanlarından olan Tuğgeneral Dr. Walter Feichtinger ise “sözlerin silahsızlandırılması” konusunda siyasetçilere uyarıda bulundu. Türkiye’nin jeostratejik önemine ve Avusturya ordusu ile TSK arasında NATO kapsamında Bosna ve Kosova gibi yerlerde halihazırda sergilenmekte olan işbirliğine vurgu yapan Feichtinger, “Türkiye ile ilişkilerin rahatlatılmasına yönelik olarak çalışmalıyız” derken, Türkiye’nin gelecekte yaşanacak sıkıntılar da göz önünde bulundurularak, tek başına kalan Rusya’ya doğru itilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

Entegrasyonda “Büyük Eksiklikler”

Programın bir diğer konuğu olan Dışişleri Bakanlığı Entegrasyon Bölümü Başkanı Susanne Raab ise “Avusturya’da 270.000 Türk kökenli insan yaşıyor. Ve gerçekten de bu büyük grup entegrasyon alanında büyük eksiklikler gösteriyor” açıklamasında bulundu.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner533