"Bizler bu ülkenin bir parçası değil, ta kendisiyiz"

Avusturya’da son dönemde yaptığı çalışmalarla adından sıkça söz ettiren Muhammed Yüksek, gündeme ilişkin gazetemize değerlendirmelerde bulundu.

"Bizler bu ülkenin bir parçası değil, ta kendisiyiz"

Haber Journal (HJ): Genel bir soruyla başlarsak, ÖVP - FPÖ hükümetini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Muhammed Yüksek (M.Y.): Maalesef ÖVP’nin çizgisinden çıktığını, FPÖ’nün de genel politikasını yabancı ve “göçmenler (?)” üzerine kurduğunu üzüntüyle gözlemliyoruz. Çıkarılan yada çıkarılmak istenilen yasaların, düzenlemelerin Avusturya’daki birlikte yaşam zeminine zarar verdiğine her geçen gün daha net şekilde şahit oluyoruz. 

Yalnız burada dikkat çekilmesi gereken önemli bir husus var. Bu hükümet, göçmen karşıtlığını belirgin şekilde gösteren bu çalışmalara kısa süre içinde imza attı. Mevcut durumun daha uzun bir süreye yayılmasıyla birlikte Avusturya, ileride onarılması zor olan toplumsal yapıya zarar verecek yaralarla karşı karşıya kalabilir. Kendi çıkarları doğrultusunda, toplumsal barış ver huzuru bozacak politikalar izlemenin, hiçbir siyasinin buna hakkı olmadığını düşünmüyorum. 

HJ: 2014’ten bu yana Avusturya başta olmak üzere Avrupa genelinde bir aşırı sağ rüzgarı kendini belli etmeye başladı. O dönem iktidarda olan SPÖ bu rüzgarın farkında mıydı? Buna karşı doğru hamleleri yapabildi mi?

M. Y.: Hepinizin bildiği gibi 2014 sonu itibariyle başlayan mülteci olaylarını siyasetin merkezine koyan aşırı sağcı siyasiler, bunu kullanarak iktidarı hedefledi ve bugün bunun sonuç verdiğini de görebiliyoruz. Son 50-60 yıla baktığımızda SPÖ’nün yenilikten uzak bir siyaset izlediğini söyleyebiliriz. Yenilikçi bir yapıyı oluşturmak da ve siyasete yeni yüzler kazandırmak adına başarılı işler çıkardığını söylemek zor olur. 
Avrupa ülkelerinin mülteci almasıyla başlayan bu süreçte SPÖ ya popülist siyasete yönelecekti ya da temel çizgisinde kalacaktı. İçerisinde merkez sağ düşünceye yakın isimler olsa da parti genel manada temel çizgisinde kaldı. Bunların yanında bulvar medyasının popülist söylemleri manşete taşıyarak halk içinde “korku havası” oluşturması, bir noktada bugünkü koalisyon hükümetinin temelini attı. Temel noktada insan odaklı siyaset yapan SPÖ’nün aslında bu aşırı sağ rüzgarı karşısında çok da yapabileceği bir şey yoktu. 

Güncel bir örnek vermek gerekirse, SPÖ haftalık 40 olan çalışma saatini 35 saate düşürmeyi hedeflerken, ÖVP-FPÖ hükümeti her ne kadar esneklik dese de bunu haftalık 60 saate çıkardı. Bu yüzden SPÖ’nün parti olarak popülizm trenine binmesi olanak dışı bir durum.

Dolayısıyla SPÖ’yü firmalara, şirketlere göre değil de insan odaklı siyaset yürüten bir parti olarak ele almamız ve bu çerçevede değerlendirmemiz daha isabetli olacaktır. 

HJ: SPÖ, yerel seçimlerde kalesi olan Viyana’yı kaybetme endişesi yaşıyor mu?

M. Y.: Gazetelerde anketler yayınlanıyor ama onlar üzerinden konuşmak çok sağlıklı olmayacaktır. Ama genel anlamda SPÖ’nün Viyana’yı kaybetmesi biraz zor görülüyor. Bu noktada insanlarımızın siyasete ilgi duyması ve seçimlerde sandığa gitmesi de sonuçlarda önemli derece de etkili olacaktır. 

HJ: Tüm bu gelişmelerin yanında Avusturya’daki Türk toplumunu ve olaylara yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

M. Y.: Bu soruyu geniş bir çerçevede değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Ama kısaca değinmek gerekirse, biz toplum olarak işçi, emekçi bir toplumuz. Büyüklerimiz bu ülkeye iş göçü yapmış ve zor şartlar altında bu ülkeye emek vermiş. Bu ülkenin her metrekaresinde alın teri bulunan insanların dahil olduğu toplumumuzun bugün Avusturya’da konumlandırıldığı nokta bizi üzse de bunu düzeltmemizin de bizim ellerimizde olduğunu biliyoruz.

Bu konuda birinci ve ikinci kuşağı değerlendirmek hakkaniyetli olmaz. Onlar dilini kültürünü ortamını bilmediği bir ülkede, zor şartlara rağmen güzel işler çıkardılar. Ben aşçı Mustafa’nın oğlu olarak babam, annem ve büyüklerimizle gurur duyuyorum. Bizi okuttular, büyüttüler büyük emekler verdiler. Nasıl ki onlar dönemin şartlarının el verdiğince ellerinden geleni yaptılarsa, bugün yeni jenerasyon olarak elimizden geleni yapmalıyız. Çocuklarımıza güzel bir gelecek bırakmak istiyorsak bu bilinçle hareket etmeliyiz.

Toplum olarak bugün eksikliklerimiz olabilir ama bunlar giderilemeyecek eksiklikler değil. Pırıl pırıl gençlerimiz var. Onlara yönelik projeler geliştirmeli, onlara güvenip şans vermeliyiz. Yetenekli oldukları alanlarda onları desteklemeli, topluma kazandırmalıyız.

Avusturya halkının bizi gazete manşetlerinden tanımalarına müsade etmemeliyiz. Gençlerimize, siyaset, kültür, sanat, spor ve ekonomi gibi alanlara yönlenmesine vesile olacak, Avusturyalıların bizleri bizden tanımalarına zemin hazırlayacak çalışmalar geliştirmeliyiz. Özellikle “popülist siyaset” rüzgarının sert estiği bu zamanlarda, buna daha fazla ihtiyacımız var.

Özellikle ırkçılık ve yabancı düşmanlığına karşı yapılan protestolarda ve seçimlerde, sandık başında varlığımızı ispat etmeliyiz. Bunları başarmamız durumunda emin olun ki mevcut sorunlar düzelmeye başlayacaktır.

HJ: Siyasetle ilgilenen ve aktif olan birisi olarak, gençlere ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

M. Y.: Ben gençlerimizin kendine uygun gördüğü partiler içerisinde siyaset yapmalarını, toplumumuzu sahada temsil etmelerini ziyadesiyle önemsemekteyim. Çünkü biz gençlerin bu topluma karşı sorumluluğu bulunmakta. Tabi Avusturya’da siyaset uzun soluklu bir maraton. Sabır ve özveriyle çalışmak, eninde sonunda meyvesini verecektir. Kademe farketmeksizin gençlerimizin siyasi partilerde aktif olmalarını, toplumumuzu en iyi şekilde tanıtmalarını önemsiyorum.

Toplum adına güzel şeyler yapmak için illa milletvekili vb. konumlarda bulunmanız gerekmiyor. Hangi kademede olursa olsun, siyasetin içinde yer alabilmek bile bu topluma güzel şeyler yapmak için imkanlarınız oluyor. Bu noktada siyasete ilgi duyan gençlerimiz, bana ulaşabilirler.

Ben gerek dernek, gerek iş adamlarımızın gençlerimizi her konuda her alanda desteklemelerinin önemli olacağını düşünüyorum.

Bunlara ek olarak değinmek istediğim ve beni oldukça üzen, rahatsız eden bir konu bulunuyor:

Bazı siyasi partilerde bulunan, ki bu bizzat bizim SPÖ’de de var olan bir durum. Bazı arkadaşlarımızın kendi menfaatleri doğrultusunda hareket ettiklerini, büyük bir üzüntüyle gözlemliyorum. Yapılan haksızlıklar karşısında konumlarını kaybetmemek adına tek kelime edemeyen, isimlerine sıfat ekleme uğruna kendi kabuğu içinde oynayan, toplumun sorunlarına kayıtsız kalan arkadaşlarımızın oralarda boşuna yer işgal ettiğini düşünüyorum. Zira topluma zarar verecek adımlar bırakın başka partiden gelmesini, içinde bulunduğumuz siyasi oluşumdan geliyorsa da “eleştirebilmemiz” gerekiyor. Avusturya’daki tüm toplumun çıkarlarını gözetmek, bizim başlıca görevimiz olmalı diye düşünüyorum.

Son olarak, vatandaşlarımızın 26 Mayıs’ta yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılım sağlamaları önemli olacaktır.

Her ne kadar siyaset dilinde “göçmen” kelimesi yaygınlaşmış olsa da, ben bu ülkeye herkes gibi eşit derecede katkıda bulunan, emek veren insanların hangi ırktan yada ülkeden olduğuna bakmaksızın “göçmen” olmadığını, bu ülkenin, bu toplumun “ta kendisi” olduğunu düşünüyorum.

* Röportaj gazetemizin 16 Mayıs'da dağıtıma çıkan sayında yayınlanmıştır.

Güncelleme Tarihi: 25 Mayıs 2019, 22:32
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER