Avrupa seçimlerinin kazananları ve kaybedenleri

Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri sona erdi. 28 ülkeden 400 milyon seçmen 177 parti 751 sandalye için yarıştı.

(CC) Pixabay
Avrupa seçimlerinin kazananları ve kaybedenleri

Kıta genelinde girilen ideolojik mücadele ulusal seviyede siyasi partilerin çekişmesine sahne oldu. Fransa'da erken seçim çağrılarına yol açan AP seçimleri Yunanistan'da başbakan tarafından erken genel seçim kararının alınması ile son buldu.

AP, 28 Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeden gelen siyasetçilerin ülkelerine göre değil ideolojilerine göre gruplara ayrıldığı bir kurum. O halde kıtada hangi eğilimler güç kazandı, hangileri kaybetti?

Demokrasi kazandı mı?

Öncelikle belirtmek gerekir ki kazananların en başında 'Avrupa demokrasisi' bulunuyor. Hala düşük bir oran da olsa yüzde 50,59 ile bir önceki seçimlere göre önemli ölçüde artan bir katılımdan söz etmek mümkün.

Seçimlere katılım son 40 yıldır devamlı düşüş gösteriyordu. Bu açıdan daha yüksek bir temsil ve meşruiyet söz konusu olacak.

Geleneksel merkez siyaset eridi

Genel resme bakıldığında geleneksel merkez sağ ve sol partilerde erime olduğu ancak Yeşiller başta olmak üzere liberaller ve Euroskeptiklerde artış kaydedildiği görülüyor. Özellikle Yeşil (Greens/EFA) ve Liberal (ALDE&R) gruplar bu seçimin gerçek kazananları oldu.

1979'dan bu yana her 5 yılda bir seçim yapılan parlamento yeni katılan üyelerle birlikte 750 sandalyeye ulaştı. Geleneksel merkezi oluşturan sağ ve sol iki parti 375 olan salt çoğunluğu son 20 yıldır elinde tutuyordu ancak bu kez çoğunluğu oluşturamıyorlar.

Merkez sağda Hristiyan Demokratlar (EPP) ve merkez solda Sosyalistler ve Demokratlar (S&D) yine ilk iki sırayı alsa da bu seçimin kazananı onlar değil. EPP 217 sandalyeden 182 sandalyeye, S&D de 189 sandalyeden 147 sandalyeye düşerek ciddi bir güç kaybı yaşadı.

​​​​​​​Yeşiller AP'yi değil ama AB'yi kontrol edebilecek güce ulaştı

Yeşiller 51 olan sandalye sayısını 69'a yükseltti. Bu durum Yeşilleri AP'de eskisine göre çok daha güçlü yapmasa da esas başarı Almanya, Fransa, İngiltere, İrlanda, Finlandiya, Lüksemburg ve Hollanda gibi ülkelerde geçmişe kıyasla oldukça yüksek oranda oy alması oldu.

Özellikle AB'nin lider ülkesi olarak görülen Almanya'da Hristiyan Demokratlar'a yakın bir oya ulaşılması yeni dönemde iklim ve çevre konularının göz ardı edilemeyeceğini; AP'de çoğunluk oluşturmak için çok daha fazla Yeşiller ile işbirliğine ihtiyaç duyulacağını gösterdi.

Ne var ki, Avrupa'daki bu 'yeşil dalga' coğrafi olarak kısıtlı kaldı. Orta Avrupa'da zayıflayan dalga Güney ve Doğu Avrupa'da kesildi.

Liberallerin merkezi güç  konumuna geri dönüşü

ALDE&R sandalye sayısını ciddi oranda yükselterek 68'den 109'a çıkardı. Başta İngiltere olmak üzere Romanya, Belçika ve Fransa'da liberaller ALDE&R grubuna ciddi bir katkı sağladı.

Özellikle İngiltere'de Brexit'i çözemeyen ve uzlaşamayan Muhafazakar ve İşçi Partisi'ne tepki olarak geri gelen liberaller kıta genelinde ise yükselen aşırı sağa karşı sağ duyulu kesimin dengeleyici hamlesi olarak algılanıyor. Fransa'da Macron'un partisi de liberallerin artan sandalye sayısında ciddi bir etkiye sahip.

Göçmen karşıtı aşırı sağ ve Euroskeptiklerin yükselişi devam ediyor

Seçimlerin bir kazananı da aşırı sağ ve Euroskeptik (AB'ye kuşkuyla yaklaşan/AB karşıtı) partiler. İngiltere, Fransa, İtalya, Belçika ve Macaristan başta olmak üzere İsveç ve Slovenya'da milliyetçi ve popülist oylar ciddi şekilde yükseldi.

Her milliyetçi aşırı sağ parti Euroskeptik olmadığı ve aşırı sağ görüşlü gruplar da kendi aralarında tam bir uzlaşı sağlayamadığı için AP'de iki ana gruba ayrılan bu parlamenterler 58 sandalyeli ENF ve 54 sandalyeli EFDD'yi meydana getiriyor. Birlikte hareket ettikleri takdirde liberallerden daha güçlü hale gelen bu iki grupla merkez partiler genellikle iş birliğine gitmiyor ve bu nedenle izole şekilde kalıyorlar.

Bu noktada ulusal partilerin durumuna baktığımızda İtalya'da iktidar olan göçmen karşıtı Başbakan Yadımcısı Matteo Salvini'nin Lig partisi ve onun müttefiki olan partiler AP'deki parlamenter sayısını ikiye katladı.

İngiltere'de Nigel Farage'ın lideri olduğu Brexit Partisi yüzde 31,7 ile İtalya ve Polonya'dan sonra en yüksek oy alan Euroskeptik parti oldu. Ne var ki, İngiltere'de AB'den çıkma noktasında referanduma dönüşen AP seçimleri nedeniyle yükseliş gösteren Euroskeptiklerin bu durumu AB'de kalmak isteyenlerin kalma yanlısı partilere verdikleri oylarla dengelendi.

AP seçimi sonrası İngiltere'de ikinci bir Brexit referandumu veya genel seçimlere gidilmesine kesin gözle bakılıyor.

Orban gücünü ve kontrolünü daha da arttırdı

Euroskeptiklerde en büyük kazanımlardan biri Macaristan'daki iktidar partisi Fidesz'e ait. Kıtadaki tüm birinci gelen siyasi partilerden daha yüksek bir oy oranı alan Başbakan Viktor Orban yüzde 53 ile 13 sandalyeyi garantiledi ve adeta kendi başına AP'de küçük bir grup oluşturdu.

Orban şimdi bu parlamenterleri EPP'de yani merkez siyasette mi tutacak yoksa Euroskeptik gruba mı dahil olacak, önemli olan soru bu. Orban'ın tercihi yeni Avrupa Komisyonu Başkanı seçimini de etkileyecek. Orban uzun süredir var olan Komisyon Başkanı Jean Claude Juncker'in sert eleştirilerine maruz kalıyordu.

Bir diğer önemli Euroskeptik kazanımı da Polonyada meydana geldi. Polonya'da Euroskeptik olan partilerin toplamı yüzde 50'nin üzerinde oy oranına ulaştı.

Skandallara kapılanlar

Bazı üye ülkelerde yaşanan siyasi skandallar nedeniyle halk AP seçimlerini cezalandırma aracı olarak kullandı.

Örneğin hukuk skandallarıyla sürekli gündeme gelen Romanya'nın iktidardaki Sosyal Demokrat Partisi desteğinin üçte birini kaybetti ve AP'de sahip olduğu 16 sandalyeden 7'si elinden gitti.

Avusturya'da hükümet ortağı aşırı-sağ Özgürlük Partisi (FPÖ) Rusya ile iş birliğine ilişkin ortaya çıkan skandal nedeniyle oyu yüzde 22'den 17,2'ye düştü ve üçüncü sıraya geriledi.

Danimarka'nın Halk Partisi de AB fonlarını usulsüz şekilde kullanmaktan ötürü yaşanan skandalların gölgesinde girdiği seçimlerde oylarının yarısını kaybetti.

Fransa'da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un da başı dertte. Bakanları ve yardımcılarına yönelik skandallar, Sarı Yelekliler'in protestolarıyla birleşince o da ilk sırayı aşırı sağcı Marine Le Pen'e bıraktı. Le Pen ise sonuçlardan sonra erken genel seçim çağrısında bulundu. Le Pen her ne kadar Fransa'da ilk yarışı ilk sırada tamamlasa da, 2014 seçimlerine oranla güç kaybetti, AP'ye göndereceği temsilci sayısı da düştü.

(Euro News)

Güncelleme Tarihi: 27 Mayıs 2019, 20:35
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER