27.03.2018, 00:55

Avusturya, Türkiye, Kurz ve Devlet Aklı

"Sağcı ve mülteci karşıtı olarak bilinen bu iki isimden Sebastian Kurz, Türkiye ve Erdoğan karşıtı, Orban ise Türkiye ve Erdoğan yanlısı… AB içindeki büyük devletlerin “devlet aklı” etkisini göstermeye devam ediyor."

********

Öncelikle tüm takipçilerimi saygı ve özlemle selamlıyorum. Uzun bir aradan sonra sizlerle tekrar burada buluşmaktan duyduğum mutluluğu ifade etmek isterim. 

Yazılarıma Avusturya’daki Türk toplumunda gördüğüm eksikliklere, yanlışlara ve usulsüzlüklere değinerek başlamayı planlıyordum. 

Lakin…

Güncel durum bakımından Avusturya - Türkiye ilişkileri, Avusturya siyaseti ve toplumumuza yansıyan yönlerini ele almak istedim. 

Bilindiği üzere Ekim 2017 genel seçimleri sonrasında Avusturya’da merkez sağ ÖVP ve aşırı sağ FPÖ koalisyon hükümetini kurdu ve Sebastian Kurz, genç yaşında Avusturya’nın başbakanı oldu. 

********

Son yıllarda Türkiye karşıtlığı ile tanıdığımız Sebastian Kurz, bu sıralar bunu başbakan sıfatıyla yapmaya devam ediyor. Kurz’un bu oy avcılığı çıkışları, Avusturya’daki toplum arasında ciddi manada ayrışmaya ve ırkçılığa davetiye çıkardığını net şekilde gözlemleyebiliyoruz. 

********

Bana göre Kurz’un Türkiye karşıtı çıkışlarının temeli, temelsiz siyasetinden kaynaklanıyor. ÖVP genel başkanlığa sistematik bir eleme usulüyle gelen Kurz, bugün birey ve devlet aklından bihaber Avusturya’yı yönetme uğraşı içinde…

Farkettiniz mi?

Dikkat ederseniz, gerek dışişleri gerek başbakan sıfatıyla Türkiye karşıtı açıklamalar yapan Kurz’a Türk yetkililerden ciddi manada bir cevap gelmiyor. Olaki bir açıklama gelse, bu cevap Kurz’u mevki olarak ezen kişilerden geliyor. Örneğin: Kurz’un başbakan sıfatıyla 26 Mart Pazartesi günü yapmış olduğu “Türkiye ile üyelik müzakereleri sonlandırılsın” açıklamasına şu ana kadar Türkiye’den iki açıklama geldi. Bu açıklamalardan biri AB Bakanı Ömer Çelik, diğeri ise Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ’dan geldi. Yapılan iki açıklamanın da ortak cümlesi “dikkate almıyoruz” oldu. Ki bu son iki yıldır süre gelen bir durum.  (Tarihe baktığımız zaman Kanuni döneminde bunun hangi manalara geldiğini çok iyi konumlandırabiliriz.)

Peki Kurz, Türkiye tarafından mevki olarak aşağılandığı halde neden devam ediyor? Bunun cevabını bulmak zor olmasa gerek; "Sağ Oyları"

Seçim vaadlerini bütünüyle yerine getiremeyeceğinin bilinci olan ve taban oylarını elde tutmaya çalışan Kurz, kendi iktidarının devamlılığı adına Avusturya’nın devlet imajını AB ve Türkiye nezdinde küçük düşürmeyi pek önemsemiyor.

Avusturya’nın imparatorluk geçmişinin olmasına rağmen güncel hükümetlerin, gerektiği dönemlerde devlet aklı ile pek hareket etmedikleri su götürmez bir gerçek. Bana soracak olursanız Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz’un dış siyasetini, bırakın devlet aklıyla tanımlamayı, birey aklıyla bağdaştırmak dahi imkansız bir hal alıyor. 

Hal böyle olunca Kurz’un son iki yıldır dilinden düşürmediği “Türkiye ile müzakereler sonlandırılmalı” yönündeki açıklamaları ne AB ülkeleri nede Türkiye tarafından ciddiye alınmıyor. Varna’daki AB-Türkiye zirvesinde bunu bir kez daha gördük.

"Burada iddialı bir ifade kullanacağım. Bugün Avusturya’da başbakan koltuğunda Kurz’un, Macaristan’da da Orban’ın oturmasında, AB içindeki öncü ülkelerin sahip oldukları “devlet aklını”nın büyük emekleri bulunmaktadır. Büyük resmi doğru görebilmekte fayda var… Avrupa'daki aşırı sağ yükselmesini tek taraflı ele almak pek doğru olmayacaktır. 

Dikkat ettiniz mi?

Sağcı ve mülteci karşıtı olarak bilinen bu iki isimden Sebastian Kurz, Türkiye ve Erdoğan karşıtı, Orban ise Türkiye ve Erdoğan yanlısı… AB içindeki büyük devletlerin “devlet aklı” etkisini göstermeye devam ediyor. Umarım Avusturya toplumu da bir an önce ülkesini bu “piyon” görevinden alacak hükümeti seçmeyi hedef edinir.

* Tüm eleştirilere rağmen AB-Türkiye ilişkilerinde resmi olarak kopmaların yaşanmaması, gerek Türkiye'nin gerek AB içindeki öncü ülkelerin çıkarları doğrultusunda "devlet aklı" gerekliliğinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Avusturya Başbakanı Kurz'un, iktidara gelmek ve bu iktidarı elde tutmak adına ülkenin uluslararası imajını günden güne zedelediğini düşünürsek, hatırlatmakta fayda olacak ki; devlet aklı bazen "erken seçim" havası ve zeminini de hazırlar. Ki iç siyasette de her ne kadar medyaya yansımasa da ciddi anlaşmazlıkların olması da bu ihtimalleri güçlendiriyor.

*********

Devlet aklı da nedir? diyecek olursanız şöyle izah edebilirim;

Aslına bakarsak Türkçe’de “Devlet Aklı” için net bir tanım yapılmamıştır. Devlet Bekası’nın gerekliliğinin yansıması olarak ortaya çıkan bir “zeka türü” olarak adlandırmak daha doğru bir tanımlama olacaktır. Tarihe baktığımızda birçok devlette gördüğümüz bu yazılı olmayan ama yön veren “devlet aklı”nı, İslam Devletlerinden özellikle Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu’nda net şekilde görebilir ve örnekler verebiliriz. 

Son yüzyıla baktığımız zaman ise Dünya üzerinde devlet aklının bizzat belirginliğini koruyan ülkelerin başında Türkiye'nin geldiğini söyleyebiliriz. Yakın bir örnek olarak Zeytin Dalı Harekatı kapsamında TSK’nın hedef konum olan Afrin’i, Çanakkale Zaferi’nin sembollerinden olan 57. Alayı hatırlatacak şekilde harekatın 57. gününde kuşatması ve yine Afrin’i 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin yıl dönümü olan 18 Mart 2018 tarihinde tamamen almasını normal karşılamış olabillirsiniz. Lakin bu tablodan yola çıktığımızda bu harekatın baştan sona "devlet aklı"nı barındırdığını ve bazı mesajlar verdiğini çok net.

*********

Son olarak; Avusturya - Türkiye arasındaki inişli çıkışlı ikili ilişkiler buradaki Türk toplumunu dönem dönem zor durumda bırakacaktır. 

Ama şu gerçeği de görmekte fayda var; Avusturya’daki Türk toplumununu oluşturan gerek birey gerek sivil toplum kuruluşları da kendi yanlışlarını düzeltmek adına ciddi manada bir özeleştiri yapmalı ve doğru işleri meydana getirecek hamleler üretmelidir. Ben şahsım adına, ilerleyen dönemde Avusturya'daki Türk toplumunun bünyesinde barındırdığı STK, medya, temsilci ve kurum gibi olması gerektiğinin aksi yönünde hareket eden oluşumlar hakkındaki analizlerimi yine buradan sizlerle paylaşmaya özen göstereceğim. 

Bu yolda önemsediğimiz öncelik; "Hak, haklıda kalmalı" olacaktır.

Saygılarımla
Yorumlar (0)