banner553

banner552

18.08.2019, 18:52

Araçlar, amaçlar ve hız ibresi

Modern yaşam bize git gide daha hızlı olmamızı, daha hızlı olmazsak da bir şeyleri sürekli olarak kaçıracağımızı söyleyip duruyor.

Yazışmalar, konuşmalar hep daha hızlı. İlginç olan, daha hızlı olursak daha fazla işin hallolacağını düşünerek hareket ettiğimiz her seferinde, bir şeylerin hep daha karmaşık hale gelmesi. Acele işlere karışan şeytanlar bu durumdan sorumlu olabilirler, bilmiyorum ama telaşla hızlandığım her konuda bir yerlere toslamaya neredeyse alışmış sayılırım.

Edindiğim ‘koşturmaca’ tecrübelerinden yola çıkarak söyleyebileceğim tek bir şey var, yavaşlamak gerek. Yapılacak bir sürü iş olmasına rağmen kısıtlı zamanınız mı var? En az on beş dakikanızı hiçbir şey yapmadan durmaya, vücudunuzu gevşetip biraz nefes almaya herkesten daha fazla muhtaçsınız demek olur bu. Kısıtlı zamana yüzlerce iş sıkıştırmaya çalışırken kolunu bacağını kapılara çarpmayan varsa, onunla konuyu başka yönleriyle ele alabiliriz.

Yavaş olmak, bize sabırlı olmayı öğretir. Sabır başlıbaşına bir hediyedir; önümüzdeki hikaye ile ilgili önemli detayları kaçırmamamızı, kendi sınırlarımızı belirlememizi ve olası tehditlere karşı daha bilinçli halde olmamızı sağlar. 

Yavaşlamak, şükrün de anahtarıdır. Fiziksel olarak bir yerlere koşturuyor, çok hızlı hareket ediyor olabilirsiniz veya zihniniz hiç durmadan bazı meselelerde dönüp dolaşıyor olabilir. Oysa tüm bu koşturmacayı biraz yavaşlatabildiğimizde şükredecek, bize devam etme gücü verecek, özgüvenimizi sağlamlaştıracak birçok detayı fark edebilmemiz mümkün olur.

Yavaşladığımızda, yaptığımız hatalar da daha kabul edilebilir hale gelir. Tıpkı aşırı hızlı giden bir aracın kaza yaptığında alacağı hasarın çok daha büyük olacağı gibi, haddinden hızlı bir tempodayken yapacağımız hatalar da bize beklenmedik zararlar verebilir. Oysaki yavaşladığımızda, hatalar da ufak ufak gelir, halledilir, başımıza büyük belalar açmaz.

Olası fırsatlara karşı açık olabilmek için de hızımızı biraz düşürmek iyi bir fikir olabilir. İnsan aklı, Budistlerin dediği gibi, maymuna benzer. Daldan dala atlamaya, yerinde hiç durmamaya bayılır. Zihnimiz oradan oraya koştururken hayatın önümüze çıkardığı fırsatlara karşı açık ve hazır olabilmemiz nasıl mümkün olur? Kaçırdığınız fırsatları düşünün... O hikayede muhakkak dikkatinizi gereksiz yere fazlaca meşgul eden başka bir şey vardır ki siz o fırsatı görememiş ve kaçırmışsınızdır.

Hayatın, doğanın kendisi acele etmez. Bir tohum birkaç saatte filizlenmez, her şeyin bir zamanı vardır. Biz de doğanın mükemmel parçaları olarak, ondan farklı değiliz. Bir üzüntüyü atlatmamız zaman alabilir. Bir konuda kendimizi geliştirmemiz iki günde gerçekleşmeyebilir. Herhangi bir şeyin gerçekleşmesi için gerekli süreç neyse, onu yaşamamız gerekir. 

İşte burada, çağımızın hız algısı devreye giriyor. Çocukluğumuzda çok yavaş olan, ancak o yavaşlıkla mümkün olabilen bazı şeylerin artık çok daha hızlı şekillerde halledilebileceğini görmüş bir nesiliz. Hızlı araçlar, hızlandırılmış yöntemler, ayaküstü yenilen yemekler, kısa ve ‘anında’ mesajlaşmalar... Tüm bu hız trendleri algımızı etkiliyor, hayatlarımızı değiştiriyor.

Farkında olmak zorundayız. Hızlı araçları seviyor olabiliriz ama yavaşlamamız gereken zamanlarda hızımızı kesmeyi beceremezsek, kendimizi saçma kazaların içinde ve amaçladığımız yolların çok dışında bulmamız çok olası. Gündelik hayatımızı nasıl geçirdiğimizi ve hız ibremizin nerelerde seyrettiğini arada sırada gözden geçirmek, daha verimli bir ömür için modern çağ insanının mecbur oldukları arasında artık.

Yorumlar (0)