'Viyana ya da Ankara' - 'Wien oder Ankara'


Ruşen Timur Aksak

Ruşen Timur Aksak

06 Nisan 2017, 12:12

Türkiye’deki halk oylamasının sonucu ne olursa olsun. İster Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zaferiyle ister muhalefetin Erdoğan’a karşı ilk ciddi galibiyetiyle sonuçlansın. Gerçek şu ki; en ciddi kaybı yaşayacak taraf şimdiden belli: “Avrupalı Türkler”. Kuşkusuz ki Türkiye ile Avrupa arasındaki siyasi ve diplomatik krizlere neden olan seçim sürecinin faturası Avrupalı Türklere kalacak.
 

Avusturya’daki tabloya bakalım: Bu ülkede en fazla ve en şiddetli ayrımcılığa maruz kalan azınlık illaki Avusturyalı Türklerdir. Tabii bu gerçeği söylemek veya yazmak Avusturya’da pek iyimser karşılanmaz, hatta kısmen tabulaştırılmış bir gerçektir. Fakat bu gerçeği görmemezlikten gelen bu kesim, Avusturyalı Türkleri en acımasız eleştirilere tabii tutmaktan kaçınmıyor, Avusturyalı Türklerin en küçük hatalarını bile haftalarca manşet yapıyor. Maalesef acıma veya sınır tanımayan bir kesimden bahsediyoruz.


Avusturyalı Türkleri günah keçisi ilan edip bu şekilde prim yapan partiler ve gazeteler aslında Türkiye’deki ateşli seçim rekabetini Avusturya’ya taşınmasına seviniyorlar. Çünkü işlerine geliyor elbette. Neden? Zira Türklerin zaten entegre olmadıklarını, bu ülkeye ve bu topluma yakışmadıklarını bu şekilde daha net bir ifadeyle ileri sürebiliyorlar.
 

Ama ne yazık ki bu suçlamaların bir kısmı doğru. Fakat hemen kızmadan nedenini okuyun lütfen. Onca dernek ve cemaat yapılanması varken, bu yapılanmaların ve sivil toplum örgütlerin bir kısmının yüzleri Ankara’ya çevrili, Viyana’ya değil. Yani Avusturya’daki toplumsal kavgalara ve tartışmalara ciddi bir manada katkıda bulunamıyorlar.
 

Özeleştiri yapmadan olmaz. Avusturyalı Türklerin onca derneği ve cemaati “Türkiye’deki tartışmalara ve kavgalara bakayım” derken, asıl kavga ve tartışma zemininde; yani Avusturya’da yetersiz ve zayıf kalıyor. Bu zafiyetin, Avusturyalı Türkleri sabah akşam kötüleyen ve neredeyse kronik bir şekilde eleştiri yağmuruna tutanların işlerine geldiğini vurgulamak istiyorum. Art niyetli ve öfke dolu bir atmosferde ayrımcılığa ve dışlanmaya “dur” diyecek kimse yok ki. Herkes referandum ile meşgul. “Evet” demek lazım, “Hayır” demek lazım, derken iş işten geçiyor.
 

Yanlış anlaşılmasın lütfen, ben bir gazeteci olarak bu yazıyı yazıyorum. Fiilen bağımsız olan ve önceliği Avusturya olan derneklere ve sivil toplum örgütlere ihtiyaç olduğunu biliyorum, acı tecrübeden.

 

“Wien oder Ankara?”

Unabhängig davon wie das Referendum in der Türkei ausgeht. Ob Erdogan nun gewinnt oder die Opposition einen lang ersehnten Sieg gegen ihn einfahren wird, ein Verlierer steht schon vor dem Wahlausgang fest: Die türkischstämmigen Menschen in Europa. Denn sie werden am Ende die Zeche bezahlen und Konsequenzen einer überhitzten Debatte tragen werden, die die Grenzen der Türkei weit überschritten hat.

Bleiben wir in Österreich: Die Austro-Türken im Land sind jene Gruppe, die das geringste öffentliche Ansehen genießt. Auch wenn diese Gewissheit verpönt ist, zumindest in der öffentlichen Debatte: Sie sind die Opfer der heftigsten Diskriminierung. Die Austro-Türken sind ein gern beschworenes Feindbild. Sie stehen besonders im Fokus: Jedes Fehlverhalten kann sich schnell zu einer wochenlangen Kampagne und zwar gegen alle Austro-Türken ausweiten.

Daher sind jene, die dieses Feindbild so leidenschaftlichen bedienen - ob Politiker oder Journalisten - am Ende wohl dankbar für einen türkischen Wahlkampf, der sich mitten in Österreich abspielt, der ihre Vorurteile zu bestätigen scheint. Der Türke, besser gesagt der türkische Muslim ist ja gar nicht zu integrieren, tönt es dann gerne.

Doch diese Kritik ist nicht völlig unberechtigt. Zumindest im Kern sind die Vorwürfe nicht ganz so haltlos wie es die hysterische Darbietung in der Öffentlichkeit vermuten lässt. Denn die traurige Wahrheit ist, dass die vielen Vereine und Verbände - egal ob religiös oder zivilgesellschaftlich eine klaren Fokus haben: Und der ist nicht Wien, sondern Ankara.

Das ist in der Tat ein integrationspolitisches Hindernis. Was jedoch schwerer wiegt, ist, dass es im Sinne jener ist, die die Austro-Türken - auch noch in der 3. und 4. Generation - nicht als vollwertige Mitbürger anerkennen wollen. Denn wer soll ihnen schon widersprechen? Unabhängige und auf Österreich fokussierte Organisationen der Austro-Türken gibt es praktisch nicht. Der öffentlichen Debatte fehlt es daher an authentischen Stimmen, die widersprechen. Das ist die Tragödie der Austro-Türken.
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.