Siyasette Fanatizm | Fanatismus in der Politik


Ruşen Timur Aksak

Ruşen Timur Aksak

12 Haziran 2017, 16:07

Geçenlerde İstanbul'da bir kitapçıya girdim. Bakiyim dedim, yeni çıkanlar, çok satanlar hangileri diye. Nasıl olsa bir toplumun okuduğu kitaplar o toplumun siyasi tartışma atmosferini de belli ediyor. Kitapçıda öyle bakınıyordum yani, illaki kitap alacağım yoktu, merak gözlerimi yönlendiriyordu. İşte öyle bakınırken, özellikle iki yeni çıkan kitap dikkatimi çekti. 

Yanlış anlaşılmasın fakat o bahsettiğim iki kitabın cildinde de ilgimi çeken başlıklar vardı ve belli bir siyasi şahsa odaklıydılar. Birinin başlığı: “Atatürk gibi düşünmek” idi, öbürü ise yine Mustafa Kemal Paşa’ya hitaben: “Seni anlasaydık bu hale gelmezdik” idi ve şunu da baştan belirteyim, soran olacaktır illaki, iki kitabı da almadım, okumadım ve okumayacağım. Nedeni net; ideolojik, tek taraflı kitapları okumanın anlamı pek yok bence.
Kitapların başlıkları belli bir nedenden dolayı ilgimi çekmişti. Çünkü o kitapların başlıkları Türkiye’nin ve Avrupa’daki Türklerin siyasi ve sosyolojik sorunlarını apaçık göstermekteydi. Bu sorun ise bilinen bir fenomen: Siyasi liderleri bir nevi ilahlaştırmak veya putlaştırmak da diyebiliriz. Bu fenomenin nasıl işlediğini Mustafa Kemal Paşa’yı uzun zamandır görebiliriz ama aynı şekilde Ak Parti Başkanı ve T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da da fark edilebilir.

Genel olarak siyasi ve dini liderleri insanüstü göstermeyi severiz ne hikmetse. Güncel hayatımızda ne kadar “hatasız kul” olmaz desek de bu sağlıklı düşünceyi bir türlü siyasi arenaya aktaramıyoruz. Bana soracak olursanız, sağlıksız bir şekilde sürdürülen siyasi tartışmaların özünü de burada aramak gerekir.

Bir siyasi lideri yapıcı bir şekilde eleştirmek kolayca mümkün ve mümkün olması da sağlıklıdır, lakin o siyasi liderlerin lakapları “Ulu Önder” veya “Reis” olunca durum değişmekte. Bu şekilde taptıkları siyasi liderlerini eleştiriden muaf tutmak isteyen kitleler ne yazık ki o siyasi liderlerin miraslarına da gölge düşürmekte. Halbuki, sahi bir taraf tutan kendi liderini eleştirmek zorunda, ne de olsa ancak o şekilde hatalar giderilir, ancak o şekilde yanlış giden konuları doğru yola sokmaya imkan doğar.

Bilinçli bir şekilde Müslüman olanlar bilir ki, hatasız kul olmaz, olamaz. Bu derin bilgiyi siyasi arenaya taşımakta fayda var tabi. Ama genel bir taraftan bakarsak da daima eleştirisel ve sorgulayıcı bir mesafe tutmanın faydası var, zararı yok.

Son sözüm bu olsun: Kör kulluk dini hareketlere hayır getirmez, ayni şekilde sorgusuz sualsiz siyasi taraflılık hiçbir siyasi akımın hayrına değildir ve olmamıştır.

***

Fanatismus in der Politik

Ich bin vor einigen Tagen in einem Istanbuler Buchladen gewesen. Ich mache das gern. Ich schlendere dann durch die Bücherreihen und sehe mir die aktuellen Trends an. Was lesen die Türken, was sind grad die Bestseller und Neuerscheinungen? Denn das sagt auch viel über den Gemütszustand eines Landes aus und spiegelt politische Entwicklungen wieder.
 
Als ich gerade meinen Blick über die Neuerscheinungen schweifen ließ, weckten zwei Bücher mein besonderes Interesse. Das eine hieß: “Denken wie Atatürk” und das andere in Anspielung auf eben jenen Mustafa Kemal Atatürk “Wenn wir dich nur richtig verstanden hätten, wären wir heute besser dran”. Ich gebe zu, dass ich keines der beiden Bücher kenne oder gar lesen werde, dazu sind die Titel schon zu unkritisch.
 
Aber diese beiden Buchtitel zeigen ein politisches und soziologisches Problem in der Türkei und auch in der türkischen Diaspora in Europa auf. Ob nun Staatsgründer Mustafa Kemal, AKP-Chef und türkischer Präsident Recep Tayyip Erdogan oder andere politische und religiöse Führer, sie alle wachsen in den Augen ihrer Anhänger zu wahren Halbgöttern heran, die frei von Schwächen und Verfehlungen sein sollen.  
 
Aber genau dieses Denken vergiftet jede politische Debatte, jede noch so wichtige Kritik wird damit im Keim erstickt. Denn wer soll es schon wagen dürfen den “Ulu Önder” oder den “Reis” zu kritisieren? Und ich denke, man tut damit auch den beiden politischen Führern Mustafa Kemal und Recep Tayyip Unrecht. Gute Anhänger wollen Kritik üben, um Probleme beseitigen zu können und Dinge besser zu machen. Blinder Gehorsam tat weder dem politischen Erbe Mustafa Kemals gut, noch wird es dem Erbe Recep Tayyips gut tun.
 
Denn nicht nur als Muslime, sondern hoffentlich auch als Menschen mit einer gesunden Portion Skepsis, wissen wir natürlich, dass es keine unfehlbaren Menschen gibt und geben kann. Daher verdienen politische Figuren nicht immer unsere Zustimmung, aber doch immer unsere Kritik und Skepsis.

 
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.