banner445

Avusturyalı yönetici: 'Erdoğan'ı kızdırıp, gücendirmek kendi ayaklarına kurşun sıkmaktır'

banner435

Thomas Havranek: '' Türkiye ile bozuşmak, Avusturya için olumsuz sonuçlar doğuracak siyasi bir hata olur. Türkiye’ye kapıları kapatmak, üzerlerinde olumlu etkiye sahip olma şansını ortadan kaldırır.''

Avusturyalı yönetici: 'Erdoğan'ı kızdırıp, gücendirmek kendi ayaklarına kurşun sıkmaktır'
© shutterstock / sembol

banner462
(haberjournal) - Avusturyalı CIN Consult şirketinin yöneticisi Thomas Havranek, son dönemde gerilen Avusturya - Türkiye ilişkilerinin ardından Wirtschaftsblatt ekonomi gazetesi için ''Türkiye’ye saldırmanın kime faydası var?'' başlığıyla kaleme aldığı yazısında, Avusturyalı siyasetçilerin Türkiye karşıtı söylemlerine tepki gösterdi.

İşte o yazı:

Türkiye’ye saldırmanın kime faydası var?

Türkiye ile bozuşmak, Avusturya için olumsuz sonuçlar doğuracak siyasi bir hata olur. Türkiye’ye kapıları kapatmak, üzerlerinde olumlu etkiye sahip olma şansını ortadan kaldırır.

Risk yönetimi danışmanları olarak Güney ve Doğu Avusturya’da ve özellikle dev ve gelecek vaat eden Türkiye pazarında sayısız müşteriye hizmet vermekteyiz. Avusturya’nın önde gelen siyasilerinin son demeçleri birçok şirkette güvensizlik ve kızgınlık yarattı. 4 Milyar Euro’luk dış ticaret hacmine sahip ve 2015 yılında %16,2’lik inanılmaz ihracat artışı gösteren Türkiye Avusturya’nın gelecekteki en önemli pazarlarındandır.
 
İlginç diğer bir nokta: Türk yatırımcılar yüzlerce milyar doları çekmeye hazırlanıyor. Bugünlerde bazı siyasiler kendilerinin meyhane kıvamında yazan popülist bazı komplo teorisyeni gazetelerin kağnılarının önüne bağlanmasına izin vermiş ve Avusturya’ya yakışmayan bir üslupla, bütün diplomatik teamülleri bir yana bırakarak, dış ticaret ortağımıza karşı sözel bir haçlı seferi başlatmışlardır. Elbette Türkiye’de yönetimi elinde bulunduran kişinin davranışları kınanabilir, etik ve manevi bakımdan sorgulanabilir ve bu konuda olumsuz bir değer yargısına sahip olunabilir. Ancak bunlar dile getirilmeden önce, belki bu söylemlerin kime yarar sağlayacağının kısaca düşünülmesinde yarar bulunmaktadır. Ahlaki açıdan geçersiz olan iş yapma hırsını bir yana bırakıp Avusturya açısından büyük önem arz eden meselelere yoğunlaşalım. Avusturya’daki Türk toplumu 250.000 kişiden oluşmaktadır ve kültürel arka planlarına rağmen bunlar, birinci nesil erkek göçmenlerin %50’den fazlasının ortaokul mezunu olduğu, Avrupa’ya en iyi entegre olan Müslüman topluluklardan biridir. Bu toplum, işgücü açısından inanılmaz bir potansiyele sahip olup, “el işi” yapmaktan çekinmemekte, Avusturyalılar’ın kabul etmeyecekleri işleri yapmaktadırlar.
 
Ancak bu ekonomik potansiyeli kullanabilmek açısından daha önemli bir husus, bu ülkenin, bu kültür çevresinin birçok diğer ülkelerinde de görüldüğü gibi, Türkiye örneğinde olduğu gibi batılı demokrasilerle karşılaştırılabilecek güçlü demokratik yaklaşımlar ortaya koysa da, yüzyıllar boyunca otoriter bir toplum modeli geliştirmiş olduğunu anlamaktır. Ancak Türkiye’ye “bizim” demokrasimizi dayatmak sadece küstahlık değil, aynı zamanda güvenlik politikaları açısından sorumsuz bir davranıştır. Bu, Çin’de ne kadar az işe yararsa, Türkiye’de de o kadar az işe yarayacaktır. Bu büyüklüğe, bu tarihe ve bu etnik gerilim potansiyellerine sahip bir ülkenin batılı bir demokrasi modeline geçmesi imkansızdır ve Libya’daki kadar başarılı olacaktır.
 
''Tahmin edilemeyen sonuçlar''

Uzun lafın kısası: Bu yolla ancak Avrupa’nın kapısında kontrol edilemez bir çatışma merkezi yaratılmış olur. Meyhane masası uzmanlarının buna vakıf olmamaları bir nebze anlaşılabilir, ancak siyasi aktörlerin daha bilgili olması gerekir. Bizim ülkemizde belki gazeteciler tutuklanmıyor ancak gazeteciler gözlerini açıp kapayıncaya kadar reklamlar geri çekilebiliyor. Ancak en önemli neden, daha önce belirttiğimiz Avrupa’nın kapısıdır. Buradaki siyasi süreçlere diplomatik yaklaşmazsak, zararlı senaryoların bir zincirleme reaksiyonu işten bile değil. Bunun, Doğu Avrupa’nın kapısı olarak Avusturya için kestirilemez sonuçları olacaktır.
 
Türkiye’nin AB ile olan geri kabul anlaşmasından çekilmesi özellikle Avusturya’ya zarar verecektir, nitekim sığınmacıların ana hedefi biziz. Türkiye’nin NATO’dan çekilmesi NATO ve Avusturya’yı, şu anda bu gezegenin en korkunç savaş bölgeleri olan Irak ve Suriye’den koruyan bir barajdan edecektir. Bu çatışmaların Kürt bölgelerine ya da Türkiye’nin diğer bölgelerine sıçraması ve akla yatkın en kötü ihtimal olarak, artık NATO ülkesi olmayan Türkiye’de çıkacak bir iç savaşın bizim güvenlik hissimize, sosyal yapımıza ve böylece günlük hayatımız üzerinde ölümcül etkileri olacaktır.
 
''Erdoğan'ını gücendirmek kendi ayaklarına kurşun sıkmaktır''

Muhtemelen Erdoğan, demokrasi sever her kaynananın hayallerini süsleyen damat olmayabilir, ancak kaos bölgelerine ve iğrenç ötesi savaş pratiklerine komşu, gelişmekte olan bir ülkenin istikrarının güvencesidir. Onu ikna etmek siyasi diplomasinin vazifesidir. Diğer yandan onu kızdırıp gücendirmek sadece küstahlık değil, aynı zamanda kendi ayağına kurşun sıkmaktır.
 
Bu durum ticaretimize para, ayrıca çok ihtiyaç duyulan istihdam ve iş gücü kaybettirecektir. Bunun yanında güvenliğimiz tehlikeye girecek ve sağcı akımlar güçlenecektir. Kısacası temelde haklı olsak da, bu tutumla herhangi bir şey değişmeyecek, sadece olumlu etkiye neden olma şansı yitirilecektir. O halde Cui Bono (Bundan kimin faydası var)?

Yazının orjinali için=> http://wirtschaftsblatt.at/home/meinung/gastkommentare/5075312/Wem-nutzt-es-auf-die-Turkei-einzuprugeln?from=rss
 
 
banner433

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.