Focus: Küçük Avusturya neden Türkiye’ye sataşıyor?  

Türkiye'nin Viyana Büyükelçisini çağırmasıyla zirveye ulaşan Avusturya-Türkiye krizine, Avusturyalı akademisyenden çarpıcı analizler geldi.

Focus: Küçük Avusturya neden Türkiye’ye sataşıyor?  
© Anadolu Ajansı / Arşiv

(haberjournal) - Başarısız darbe girişiminin ardından Ankara “temizliğe” başladığında Avusturya Şansölyesi Christian Kern’in sabrı taştı ve Ağustos başında Türkiye ile AB arasındaki tam üyelik müzakerelerinin derhal durdurulmasını talep etti. Verdiği bir röportajda Türkiyenin AB üyeliğinin “artık sadece diplomatik kurgu” olduğunu öne süren Kern, Türkiye’nin demokratik standartlarının “yeterli olmanın çok gerisinde” olduğunu da söylemişti.
 
Avusturya Savunma Bakanı Hans-Peter Doskozil ise Türkiye’yi bir “diktatörlüğe” benzetti. Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz FOCUS’a verdiği demeçte, Türkiye’nin Avrupa’ya şantaj yapmaya çalıştığına değinerek, Avrupa’nın geri kabul sözleşmesine ihtiyacı olmadığını vurgulamıştı.
 
Avusturya ile Türkiye arasındaki ilişkiler en düşük seviyede
 
Ankara kızdı, siyasetçiler Avusturya’ya verdi veriştirdi. Son haftalardaki atışmaların ardından da nihayet Türk-Avusturya ilişkileri nihayet en düşük seviyeye ulaştı. Türkiye, Viyana’daki büyükelçisini geri çektiğini açıkladı.
 
9 milyon bile olmayan nüfusu ile küçük Avusturya’nın Türkiye’ye bu denli sataşması ilk bakışta garip gelebilir. Neden SPÖ’lü Başbakan Kern ile ÖVP’li Dışişleri Bakanı Ankara’ya karşı, bütün AB’nin birlikte cesaret ettiğinden daha fazla gürültü koparıyorlar?
 
"Ana neden iç siyasette taban kazanma çabası"
 
Avusturyalı partiler araştırmacısı ve Krems Dunau Üniversitesi öğretim üyesi Peter Filzmaier’e göre durum çok açık. “Ana neden iç siyasette taban kazanma çabası” diyen Filzmaier FOCUS Online’a verdiği demeçte Kern ve Kurz’un manşetleri sağ popülist FPÖ’ye kaptırmama çabası içinde olduklarını belirtti.
 
SPÖ ve ÖVP onyıllar boyunca Avusturya’da siyaset dünyasına tek başına hakim iki halk partisi olma özelliklerini sürdürdü, ancak son yıllarda durum değişti. FPÖ bu partileri sağdan geçerek kamuoyu araştırmalarında iktidardaki SPÖ ve ÖVP’nin çok önünde yer almaya başladı ve hatta Cumhurbaşkanlığı seçimini de kıl payı kaybetti. Seçimin tekrarında bir siyasi deprem yaşanması tehdidi gündemde. Kern ve Kurz Türkiye ile, FPÖ’nün yarattığı gündemin peşinde sürüklenmedikleri ve kendilerinin açık işaretler koyabilecekleri bir konu bulmuşa benziyorlar.
 
SPÖ ve ÖVP bir konuyu en baştan sağcı FPÖ’nün burnunun önünden kapmayı başardı
 
Filzmaier, “Avusturya medyasının ilk sayfalarında, alışılageldiği üzere FPÖ Genel Başkanı Strache değil, Türkiye eleştirileri ile Kern ve Kurz yer alıyor” dedi. Hatta Alp cumhuriyetinin açık ara en büyük gazetesi olan “Krone” geçtiğimiz günlerde, hükümetin sert Türkiye çizgisi ile FPÖ’ye pek nefes alma şansı tanımadığını yazdı. Filzmaier, “Bunun olacağı yıllarca düşünülemezdi” dedi.
 
Halk partilerinin stratejisinin bu noktada işe yaradığını belirten Filzmaier, Türkiye’ye karşı sert sözlerin seçmende iyi karşılandığını vurguladı. Konunun duygusal ve sembolizmlerle dolu olduğunu kaydeden siyaset bilimci, Türkiye denince insanların aklına ülkelerinin geçmişinin de geldiği, 16. Ve 17. Yüzyıllarda Viyana’nın Türklerce iki kez kuşatılmış olmasının da düşünüldüğünü anlattı. Filzmaier, “Dolayısıyla Kern ve Kurz Türkiye’ye yönelik eleştirel yaklaşımlarıyla ülkedeki çoğunluğun fikrine göre hareket ediyor” dedi.
 
Türkiye ile iyi ilişkiler Viyana’nın umurunda değil
 
AB içinde de Avusturyalılar büyük bir direnişle karşılaşmıyor. “Şu anda AB içindeki hiç kimse Türkiye’nin AB üyeliğini hızlandırmaya hevesli değil” diye açıklayan Filzmaier, bu bakımdan AB içinde gidilecek yön bakımından bir kavga bulunmadığını kaydetti. Ancak Avusturya’nın dobra söylemleri bazılarını rahatsız etmekte. Bunların başında, geri kabul sözleşmesinin devamında çıkarı olan Almanya geliyor.
 
Filzmaier, “Eğer Avusturya’nın derdi Türkiye ile olan ilişkilerine olumlu katkı sağlamak olsaydı farklı hareket ederdi” diye açıkladı ve SPÖ ile ÖVP için güncel hedefin iç siyasette popülerlik kazanmak olduğunu belirtti. Bu arada Türkiye meselesinin, koalisyon ortaklarının mutabık oldukları ender konulardan olduğunu hatırlatan siyaset bilimci, normalde alışılagelen kavgaların yerini bu meselede ender görülen bir uyumun aldığını kaydetti.
 
Cumhurbaşkanlığı seçimleri rol oynuyor mu?
 
Partilerin izledikleri Türkiye stratejisi ile tekrarlanacak seçimlerde FPÖ Cumhurbaşkanı adayı Norbert Hofer’e karşı zafer kazanmaya çalıştıklarını düşünmediğini kaydeden Filzmaier, söz konusu olan Türkiye olunca bunun Yeşiller adayı Alexander Van der Bellen’den çok sağ popülist adayın işine yaradığını söyledi.
 
Siyaset bilimci, iki partinin FPÖ ile sağcı söylem yarışına girerek sağcılığı desteklemedikleri müddetçe Ankara’ya oklarını yöneltmelerinin Avusturyalı politikacılar için zararsız olduğunu da belirtti. Türkiye ile ilişkilerin iyi veya kötü olmasının AB’de pek de önemsenmediğini söyleyen Filzmaier, Viyana’da da durumun farklı olmadığını vurguladı.
 
Viyana ve Ankara’daki siyasetçiler birbirlerine sandıklarından daha fazla benziyor
 
“Öyle görülüyor ki, Türkiye’deki Erdoğan taraftarlarının kendileri hakkında ne düşündüğü Avusturyalı siyasetçilerin pek umurunda değil” diyen Filzmaier, SPÖ ve ÖVP taraftarlarının, örneğin Türk Dışişleri Bakanı Avusturya’yı “radikal ırkçılığın merkezi” olarak nitelerken kendileri hakkında ne düşüneceğini pek umursamayan Türk siyasetçileri için de geçerli olduğunu söyledi.
 
Böyle söylemlerde daha çok iç siyasete yönelik kaygılar rol oynar. Bu noktada Ankara ve Viyana’daki siyasetçiler birbirlerine sandıklarından çok daha fazla benziyor.
 
 

Kaynak: haberjournal.at
banner433

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.