Avusturya Başbakanı Kern'den Gazetemize Önemli Açıklamalar

Avusturya Başbakanı ve Sosyal Demokratlar (SPÖ) Genel Başkanı Christian Kern, gazetemize önemli açıklamalarda bulundu. Avusturya-Türkiye ilişkilerinden, yüksek kiralara - popülist söylemlerden, işsizliğe kadar bir çok konuda sorularımızı yanıtlayan Başbakan Kern, asgari ücreti 1.500 euroya çıkarmak, 1.500 euro altında maaş alan kişileri de vergiden muaf tutmak istediklerini kaydetti. İşte o röportaj....

Avusturya Başbakanı Kern'den Gazetemize Önemli Açıklamalar
© haberjournal

  • Seçim çalışmaları nasıl gidiyor? Çalışmalar hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

   Ben çok pozitif hissediyorum. Benim için süper bir deneyim çünkü birçok insanla görüşüp hayat endişelerini dinliyorum ve siyasetin neden ve neler yapması gerektiğini anlıyorsunuz. Her akşam yatağa giderken, sabah uyandığım andan daha enerjik oluyorum.

  • 15 Aydır görevdesiniz. İşsizlik ve ekonomik kalkınmada hedeflediğiniz noktada mısınız?
   Evet, kesinlikle! Avusturya, Euro bölgesinde yine zirvede. Biz yıllarca bunun arkasındaydık. Son yılda ülkemizde toplam 80 bin yeni istihdam sağladık. Bana göre çok önemli olan bir konu ise yapılan yatırımlar. Yatırımlarımız rekor seviyede. Şimdi ise insanların bu durumdan yararlanması. Bu yüzden asgari ücreti 1.500 Euro’ya çıkarmak, 1.500 Euro’dan az maaş alan kişileri ise vergiden muaf tutmak istiyoruz. Bu önemli ve biz bu yükselmeyi yakaladık. Bunun için ben şahsen arkasında duruyorum. Bu benim siyasi hedefimdi, şimdi ise ülkemizdeki herkesin bu durumdan yararlanmasını istiyorum.
Foto: © haberjournal.at
  • Son dönemde bazı siyasilerde popülist söylemler mevcut ve bu göçmenler arasında endişe yaratıyor. Popülist söylemler sadece oy amaçlı mı? Bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? 
  Bunu çok büyük bir endişe ile görüyorum. Çünkü bu popülizm oyununa başlayanlara sorulması gereken asıl soru, bunu kontrol altında tutup tutamayacakları.  Bu duruma çok eleştirisel bakıyor ve gerçekten büyük bir sorun olarak görüyorum. Ben ülkemizdeki herkesin mutlu bir yaşama hakları olduklarını savunan bir siyaset izliyorum. Bu sadece doğru dine mensup olanlar ya da doğru vaftiz sertifikasına sahip olanlar için değil herkes için geçerli. 
  Konusu açılmışken: Bizim seçim çalışmalarımızda bize yardımcı olan başörtülü bir arkadaşımız var. Geçenlerde kendisiyle sohbet ettik. Bu seçim kampanyası esnasında arkadaşımıza tükürenler, küfür edenler hatta itip-kakanlar oldu. Ben bunu aşırı büyük bir sorun olarak görüyorum. Çünkü burada, bu popülist siyaseti yapanların durumu düzeltmediklerini ve bizim çalışanımızda olduğu gibi aslında suçu olmayanların bu durum için baskı altında kaldıklarını görüyoruz. Ve bir şekilde karşı durmalıyız. Burada sınırlar aşılıyor ve bunu kabul etmediğimizi biz sürekli dile getirmeliyiz. Tekrar olabilir ancak; Avusturya’da sosyal demokrat olarak, bizim toplumumuzun bir parçası olan, katkılarda bulunan herkesin mutlu bir yaşama hakkı var. Burada din bunun için bir ölçü olamaz.
  • Halk yüksek kiralardan şikayetçi. Bu konuda bir çalışma yapacağınızı söylemiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz?
   Son 10 yıla baktığımız zaman kiraların gelirlere nazaran iki kat arttığını görüyoruz. Bu sürdürülemez bir durumdur. Genç bir aile Viyana gibi büyük bir şehirde yaşadığı takdirde gelirinin %40’ını kira için harcıyor ve yaşamak için çok az paraları kalıyor. Bizim görüşümüzce kiralar arka planda sınırlandırılmalı, maalesef burada ÖVP ve FPÖ’den destek bulamıyoruz. Biz bu konuyu parlamentodan geçirmeye çalıştık ama çoğunluğu bulamadığımız için olmadı. Fakat bu önümüzdeki hükümet dönemimizde de en önemli konularımızdan biri olacak. Burada kimin hangi tarafta olduğu daha net görülecek. Biz kiracıların tarafındayız, diğer tarafta büyük bina sahiplerinden yana olan partiler var. Tabi burada bununla iyi ticaret yaptıkları için bunu istemiyorlar ama biz kesin olarak buna karşı duruş sergileyeceğiz. Her ev sahibi arazi vergisini, kendisi ödemek zorunda. Ama bu kiralık evlerde arazi vergisini de kiracılar ödüyor ve ben bunu adil bulmuyorum. 80 metre kare bir dairede, kiracı yılda 400 ile 500 Euro aha az ödeyebilir, eğer arazi vergisini ev sahibi kendisi öderse. Bunlar kiraları düşürmek için önemli iki konu. Bunu kesinlikle önümüzdeki hükümet döneminde yürürlüğe geçirmek istiyoruz.
  • FPÖ ile koalisyona açık kapı bırakmıştınız. Bu karar partinizin tabanında ne kadar destek gördü? Bu açık kapıyı bırakmanızın başlıca sebepleri neler?
   30 yıldan beri onları (FPÖ) hiç istemediğimizi söylüyoruz. Sonuç olarak onlar bir köşeye çekilip bize herkes çok kötü davranıyor dedi ve içerikli bir tartışma asla olmadı. Net bir şekilde bizim programımızın ne olduğunu söylememizi ve ondan sonra konular hakkında tek tek tartışmamızı istiyoruz. Böylece insanlar bu partinin gerçek amacını görmüş olacak. Kiraları ele alalım: Biz kiraları düşürmek istiyoruz FPÖ istemiyor. Vergiyi ele alalım: biz tüm çalışanların vergisini düşürmek istiyoruz ve bunun milyonluk mirasçıların vergilerinden hafifletmek istiyoruz ama FPÖ buna karşı geliyor. Bu tür örneklerde gerçekten nerede durduklarını görebiliyoruz ki geçmişte bunlar insanlara ‘küçük insanlar için varız’ diye dayatmak istediler. Hâlbuki onlar küçük insanlar için değil ancak zenginler için varlar. 
ÖVP ve FPÖ’ nün beğenmediğim bir yönü daha var. Bizim çözmemiz gereken çok sorunumuz var. Sağlık sistemi, bakım sistemi, okullarımızı geliştirmeliyiz, çocuk bakımı, tüm gün okullarını Avusturya genelinde uygulamaya geçirmeliyiz. Bunların hepsi uzun yıllardır Avusturya’nın sorunu. ÖVP ve FPÖ’ nün yaptığı ise: Emeklilik; yabancılar suçlu, çocuk bakımı; yabancılar suçlu, sağlık sistemi; yabancılar suçlu, diyorlar. Böyle bir şeyi kabul edemeyiz. Çünkü bunlar her sorunu bu soruya çeviriyorlar. Gerçekte durum şöyle: Yabancılar aslında sosyal havuza aldıklarından daha çok para katıyorlar. Gerçek olan bu ve bunu insanlara birisinin söylemesi lazım, çünkü bu tam benim ülkemde istemediğim bir ortam. 
  • Siz bir siyasetçi olarak uzaktan yada yakından baktığınızda sayın Kurz ve sayın Strache arasında bir fark görebiliyor musunuz?
   (gülerek) Evet, renkleri…
  • Avusturya-Türkiye arasında son dönemde siyasi bir gerilim var. Bu gerilimin daha çok burada yaşayan Türk toplumunu olumsuz etkilediğini gözlemliyoruz. Bize gelen bazı şikayetler arasında bazı resmi dairelerdeki memurların eskiye nazaran daha sert ifadelerle konuştukları, ilkokuldaki bazı çocuklara öğretmenleri tarafından Türkiye siyaseti üzerinden sorular yöneltildiği gibi şikayetler var. Şikayetleri yapan insanların çoğu bu durumun, Avusturya ve Türkiye arasındaki gerilim ve bazı medya organlarının yayınlarından kaynaklandığını ifade ediyor. Size göre buradaki insanları Türkiye’nin iç siyasetinden sorumlu tutmak ya da Avusturya ve Türkiye arasındaki siyasi gerilimin faturasını buradaki Türk toplumuna kesmek ne kadar doğru?
   (Tanrı aşkına) tabii ki hayır. Bu tam benim önlemek istediğim bir durum. Tabiî ki Türkiye’ye bazı konularda eleştiriyoruz. Fakat bu eleştiri hükümete karşı. Kesinlikle Türkiye’ye ya da burada yaşayan Türklere karşı değil. Hele ki Türkiye kökenli Avusturyalılara karşı hiç değil. Burada ne yapıldığına çok dikkat edilmeli. Bence son derece endişe verici bir durum ve bu yüzden seçimden hemen sonra yapılacak en önemli işin ortamın yeniden yumuşatılması gerektiğini düşünüyorum. 
    Siyaset yaparken sürekli belli bir toplumu gösterirsen, şu an olduğu gibi Avusturya’daki Türklere mesela, ülkede bir şeyler olacağı normal. Ateşle oynayanlar bir gün kontrollerini kaybederler. Bu sebepten dolayı bir an önce bu gerginliğin bitmesi için normal seviyede görüşmelere başlamamız ve diplomatik ilişkilerimizi yeniden kurmamız gerek. Çünkü hikâye şu: Avrupa’nın Türkiye’ye, Türkiye’nin de Avrupa’ya ihtiyacı var. Bazı Türk arkadaşlarımız (meslektaş) kızsa da bu böyle. Tabiî ki Türkiye’nin de Avrupa’ya ihtiyacı var. Biz ekonomi, göçmen ve güvenlik gibi konularda birlikte çalışıyoruz. Mülteci anlaşmasında Türkiye tüm sorumluluklarını yerine getirdi ve bu böyle olmasaydı Avusturya mülteci sayısını azaltamazdı. Buda net bir şekilde söylenmesi gerekiyor. Bu yüzden son olarak yine iki tarafında atmosferi sakinleştirmek için adımlar atması gerektiğini söylüyorum, buna ihtiyaç olacak.
  • ABD Başkanı Trump’ın BM’deki konuşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir tarafta aşırı sağcı söylemlerden vazgeçmeyen Trump, bir tarafta Avrupa’da ve Balkanlarda aşırı sağcı partileri destekleyen Putin, bir tarafta Avrupa’da yükselen aşırı sağ! Bu 3 unsurun gölgesinde nasıl bir dünya şekilleniyor ve AB nasıl bir yol izlemeli?
   AB insan hakları, hukuk devleti ve demokrasiyi temel alan bir değer birliğidir. Bu tüm dünyada muhteşem bir model, bir örnek. Bence değerlerimizi sadece dünya ölçeğinde savunmakla kalmayıp, neyi temsil ettiğimizi daima açıklığa kavuşturmamız ile iyi bir konumdayız. Nefret söylemleri eğilimlerine hiçbir şekilde anlayışımız yok. Ama önemli olan: Sanırsam gelecekteki görevimiz şu anki kavuştuğumuz refahı tutmak ve korumak olacaktır. Bu notada Avusturya’da göçmenlerin ve Türklerin büyük bir payı var. Bunu bir kere söylemek gerekiyor. Bu çoğu zaman unutuluyor fakat bu bizim ekonomi gücümüzün bir parçası, bize gelen insanların katkısı. Bunu devam ettirmek için çabalamak gerek. Ve Avusturya’daki ekonomik başarının devam etmesi için şahsen ben bu işin arkasında olacağım. Aynı zamanda herkesin bu durumdan yararlanması içinde tabi. Bu çok önemli. Çünkü insanların durumu artık iyi olmadığında ‘Yabancıların suçlu olduklarını’ söylüyorlar. Bu yüzden benim hedefim herkesin refahını sağlayıp iyi bir yaşam perspektifi vermek, ondan sonra bu tür sorularla daha kolay baş ederiz. Trump’a tamamen umutsuzluğa düşenler oy verdi. Bu yüzden bizim yaptığımız sosyal politik bu tür şeylerin hızlanmaması için en iyi garantidir. 
Aşırı sağcılara gelince, bende birçok kez Identitär (kimlikçiler) olarak adlandırılan sağcıların birçok saldırısına maruz kalıyorum. Fakat açıkçası umursamıyorum.  Bu polisi ilgilendiren bir vaka. Birkaç deliyi fazla kaile almamak gerek.
  • Avrupa'da artan aşırı sağ ve popülist söylem, 2. Dünya Savaşının ardından bir barış projesi olarak kurulan Avrupa Birliği projesine zarar vereceğini düşünüyor musunuz, ayrıca, bazı AB üyesi ülkeler, her devletin ulusal sorunları kendi iç dinamikleriyle çözmesi gerektiğini ifade ediyor ve bu burada Brüksel ile fikir uyuşmazlığı var, bu konuda görüşünüzü alabilir miyiz?
   Bende farklı düşünüyorum. Güvenlik politikasına bakın. Avrupa’ya akın eden insanlar sorusu, burada iş birliğine ihtiyacımız var. Misal Türkiye ile olduğu gibi. Ekonomi politikasının büyüklüğü sorusunda, burada size bir misal vereyim. Avusturya’da bir çelik endüstrisi var. 2016 yılında 30 bin iş bu endüstri de kayboldu. Çünkü Çin’den ucuz çelik getirildi. Çin’in sosyal standartlarından dolayı işçiler ucuz olduğu için işçiler de oradan getirildi. Biz Avusturyalılar tek olarak Çin’e gidip size boykot ediyoruz deseydik hiçbir şey elde edemezdik. Ama biz Avrupai seviyede çalıştık ve AB görünen bir şekilde Çin’den gelen çelik için gümrük ücretlerini yükseltti. Bu şekilde kendi ilgi alanlarımızı korumak da mümkün oluyor. Biz Avusturya olarak dünya genelinde bir rol oynamak istiyorsak bunu ancak Avrupalı olarak birlikte meydana çıkarsak başarırız.
  • AB içinde sosyal damping konusuna ayrı bir hassasiyet gösterdiğinizi biliyoruz, bu sorunun giderilmesi için hangi somut adımların atılması gerektiğini düşünüyorsunuz? 
   Bizim için önemli olan yaşadıklarımız. Avusturya’da birçok şirket burada kayıtlı olmadığı halde iş aldı ve çalıştırdıkları işçileri buranın maaş seviyesinin altında çalıştırdılar. Bu da Avusturyalı şirketlerin iş alım kaybına yol açtı. Böylece Avusturya’daki işçiler işlerini kaybetti ve biz hep beraber vergi paralarından kaybettik. Bunu Avrupai seviyede çözmeliyiz, çünkü doğu Avrupalıların bizimle iş birliği yapmamaları kabul edilemez. Bu sebepten dolayı Başkan Macron’u Avusturya’ya davet edip Çek ve Slovakya’nın hükümet başkanları ile konuştuk. Şimdi son baharda Brüksel’de, elimizin güçlenmesi için, bunun için gerekli yönetmeliği bulacağız. Problem şu ki, bize geldikleri ve yakalandıkları zaman para cezasına tabii tutuluyorlar. Fakat doğu Avrupa ülkelerden birine geri dönüyorlar ve kesilen cezaları hiç ödemiyorlar. Bu bizim için kabul edilebilir bir durum değil ve bu durumu artık kavramalıyız. Ama bu en çok Avrupai olur.
  • Seçimlere bir aydan az bir zaman kaldı, ancak ülkede seçim konuşmaları ve vaatlerini domine eden ana unsurlar sığınmacı, göçmen ve İslam karşıtlığı olduğunu gözlemliyoruz, sizce ülkemizin temel sorunları bunlar mı?
   Bu bir zorluktur ama kesinlikle ülkemizin temel sorunları değildir. Bu benim için soru bile değil. Ben hep beraber birlikte huzur içinde yaşamaktan yanlıyım ve bu herkes için en iyi çözüm. Fakat aynı zamanda radikal İslamcıların akımı olduğu zaman, selefiler mesela, bunun için anlayış gösterilmez. Benim de bunun için hiç anlayışım yok. Ancak bu durumu oldukça sorunlu görüyorum. Bizim seçim kampanyamız genellikle ekonomi, sosyal ve çevre politikası üzerine yapıldı. Çünkü bence önce bu sorunları çözmemiz gerekiyor. Bunları çözdükten sonra diğer tüm sorulara da yönelebiliriz. 
    Fakat İslamiyet bizim yaşam gerçeğimizin bir parçasıdır. 105 yıldır Avusturya’da tanınmış bir din. Bunun hakkında aslında artık hiç tartışmalar olmamalı.

 
banner433

İlgili Galeriler
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.